Eğitim Sen Bartın Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Veli Koca, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim politikalarına ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında yürütülen müfredat değişikliklerine yönelik sert açıklamalarda bulundu. Koca, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in basına yansıyan açıklamaları üzerinden gündeme gelen “Kurtuluş Savaşı” ifadesi yerine “Millî Mücadele” kavramının öne çıkarılması tartışmasının yalnızca bir kelime tercihi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun eğitim sisteminde ideolojik bir dönüşümün parçası olduğunu savundu.
Koca, söz konusu yaklaşımın tarihsel hafızayı, cumhuriyetin kurucu değerlerini ve laik-kamusal eğitim anlayışını doğrudan ilgilendirdiğini ifade etti. Eğitim Sen adına yapılan açıklamada, eğitim sisteminin siyasal iktidarın hedefleri doğrultusunda yeniden şekillendirildiği ileri sürülürken, öğretim programları ve ders kitapları üzerinden toplumsal belleğin dönüştürülmeye çalışıldığı iddia edildi.
Veli Koca, açıklamasında “Kurtuluş Savaşı” kavramının ders kitaplarından çıkarılarak yerine “Millî Mücadele” ifadesinin kullanılmak istenmesini sıradan bir sözcük değişimi olarak görmediklerini belirtti. Koca’ya göre bu tercih, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini ve emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesini farklı bir tarihsel çerçeveye oturtma girişimi anlamı taşıyor.
Eğitim Sen temsilcisi, Kurtuluş Savaşı ifadesinin bu topraklarda halkların emperyalizme karşı verdiği çok yönlü bağımsızlık mücadelesini anlattığını belirterek, kavramın geri plana itilmesinin cumhuriyetin kurucu felsefesini önemsizleştirme sonucunu doğuracağını savundu. Koca, bu yaklaşımın yalnızca tarih dersleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda öğrencilerin geçmişi nasıl okuyacağına, cumhuriyeti nasıl kavrayacağına ve laiklik fikriyle nasıl ilişki kuracağına dair kapsamlı bir müdahale niteliği taşıdığını ifade etti.
Eğitim Sen Bartın Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Veli Koca açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
‘’Siyasi iktidar, eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedefleri doğrultusunda dönüştürme hamlelerine bir yenisini eklemiştir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in basına yansıyan açıklamalarıyla netleşen, ders kitaplarından “Kurtuluş Savaşı” kavramının çıkarılarak yerine “Millî Mücadele” ifadesinin getirilmesi kararı, basit bir terminoloji değişikliğinin ya da sıradan bir sözcük tercihinin çok ötesinde anlamlar taşımaktadır. Bu hamle; “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla topluma dayatılan gerici, piyasa merkezli, milliyetçi ve “tek din, tek mezhep” odaklı müfredat programının, toplumsal yapıyı ve tarihsel hafızayı kökten değiştirme operasyonunun doğrudan bir parçasıdır.
“Kurtuluş Savaşı” ifadesinin ders kitaplarından çıkarılmak istenmesi, bu topraklarda halkların emperyalizme karşı verdiği çok boyutlu bağımsızlık mücadelesini sıradanlaştırma, cumhuriyetin kurucu felsefesini önemsizleştirme ve belli bir inanca dayalı bir saltanat rejiminden tarihsel kopuşu hafızalardan silme gayretidir. Bu yönelim, cumhuriyetin laik, kamusal ve demokratik kazanımları yerine monarşik ve teokratik bir geçmişe duyulan özlemi açıkça ele vermektedir. Siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim politikasını bir hesaplaşma olarak gündeme getirdiği bu tür öneriler bu nedenle tesadüf değildir.
Eğitim sisteminde bugüne kadar yaşanan köklü dönüşümün kurumsal çerçevesini çizen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, “sadeleşme” ve “beceri temelli yaklaşım” gibi yaklaşımlarla sunulsa da, özünde bilimsel, laik ve demokratik eğitimin kırıntılarını dahi ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir ideolojik saldırı ile karşı karşıya olduğumuz açıktır.
Müfredatta yapılan yüzde 35’lik “sadeleştirme” hamlesi, öğrencilerin ders yükünü hafifletmek için değil; evrensel bilimsel bilgilerin, felsefi derinliğin ve eleştirel düşünce yöntemlerinin ders kitaplarından ayıklanması için bir kalkan olarak kullanılmıştır. Bilimin, aydınlanmanın ve rasyonel düşüncenin yerini tek bir inanç ve mezhep inanç merkezli kuralların ve “fıtrat” merkezli yaklaşımların aldığı bu model; sorgulayan nesiller yerine, biat ve itaat kültürünü içselleştirmiş makbul vatandaşlar yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Maarif Modeli’nin getirdiği felsefi dönüşüm, eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasanın ve dini vakıf/derneklerin protokollerle kuşattığı kontrolsüz bir alana tahvil etmektedir. ÇEDES ve benzeri uygulamalarla kurumsallaşan bu model, okul içi pedagojik süreçleri tamamen dini referanslarla ve devlet yapısını monarşik bir otoriterlikle yeniden şekillendirme arzusunun açık bir yansımasıdır. Öğretim program metinlerine sinen ve pedagojik hiçbir karşılığı olmayan kavram setleri, eğitim bilimlerinin temel ilkelerini yok sayan, içe kapanık ve dogmatik bir toplum mühendisliği tasarımı sunmaktadır.
Evrensel pedagojik ilkelerden tamamen yoksun, eğitim sendikalarının, üniversitelerin, bilim insanlarının ve konunun özneleri olan öğretmenlerin görüşleri kasıtlı olarak dışlanarak, kapalı kapılar ardında hazırlanan bu program, anayasal bir suç niteliğindedir. Okulları eğitim mekanları, özgür düşünce alanı olmaktan çıkarıp siyasal iktidarın ideolojik laboratuvarı ve parti-devlet mekanizmasının insan yetiştirme merkezleri haline getirme hamlelerine karşı; laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan tüm kesimlerin sessiz ve tepkisiz kalması beklenemez.
Eğitim Sen olarak Milli Eğitim Bakanını uyarıyor, böylesine tehlikeli bir toplum mühendisliği projesine karşı, bilimin, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bugüne kadar oluşturduğu tarihsel birikimi savunmayı kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.’’
Yorumlar
Kalan Karakter: