Amasra tarihi bir kenttir. Sonradan olma maden kenti olmamıştır. Buhar gücü önem kazandıktan sonra kömür ihtiyacı çok arttığından Ülkemizde kömür araştırmaları insanlar tarafından yapılmıştır. Bölgemizde yanar taş veya kara nesne olarak tanımlanan maden sık rastlanıldığından kısa zaman içinde kömür keşfedilmiştir.
Havzada işletmeye açılan ilk kömür ocakları Amasra’nın Dökük mevkiindedir. Jeolog Hommaire de Hell 1847’de Amasra’da gördüğü ocağın beş yıldan beri işletildiğini ifade etmiştir. Havzada 1880’lerde artan üretim ve çoğalan ocaklar; Hırvat işçilerin yanı sıra, artık kömür işlerinde çalışmak isteyen yerliler için de bir iş sahası durumuna gelirken, çevre ormanları da maden direği ihtiyacı sebebiyle tahrip edilmiştir.
Amasra’nın efsane madencisi Edhem Ağa makalesinin yazarı Sayın Doğu Karaoğuz’un makalesinden Edhem Ağa; “Edhem 3 yıl kadar amcaoğluyla birlikte ocaklarda çalıştıktan sonra, “Rumların, Ermenilerin kendi ocakları var, benim niye olmasın” diye düşünür ve o güne kadar biriktirdiği 33 Osmanlı altınıyla yollara düşer; çifte kürek çekilen bir kayıkla Amasra’ya gelir. Atla, bütün çevreyi, tepeleri, ovaları, kıyıları günlerce gezer, kömür damarlarının ‘mostra’ denilen yeryüzündeki uzanımlarını aramaktadır. Uzun araştırmalardan sonra, açacağı ocak için kararını verir; burası Tarla ağzı koyu sahiline yakın bir yerdedir. Yakındaki Gürleyik köyünden amele olarak çalışacak insan gücünü ve Çınarlıdaki bir ocaktan gerekli malzemeyi bulur. Ağacın en sağlamı olarak bilinen meşeden tahta kürekler yaptırır ve kısa zamanda ocağa ilk kazmalar vurulur. Ancak, günler, aylar, yıllar geçer, kömür damarına ulaşamaz. Aradan altı yıl geçtikten sonra gücü tükenir, bütün birikimi erimiş gitmiştir. İşi bırakma kararı verdiği gün kazılan son ayakta kazma seslerinin değiştiği, bir kömür damarının kesildiği haberi gelir. Talihi dönmüş, devlet kayıtlarında 140 numara ile “Madenci Edhem Ağa” adıyla kayıtlı bu ocakta aradığı kömür damarını bulmuştur sonunda. Yeniden büyük bir gayret ve heyecanla işe sarılır; ocağın içine tahta raylar döşenir, Çınarlıdaki ocaktan birkaç yeni vagon ve deneyimli ameleler alır. Mavnalara yüklenecek kömür için sahile demir bir iskele yaptırır. Böylece, kömür sevkiyatı başlar Tarla ağzı koyundan. Takvimler 1870 yılını göstermektedir.”
Kömür üretiminin Amasra’ya 19. yüzyılda önemli bir kıpırdanma getirdiği pek söylenemez. Çünkü bir-iki ocak dışında işletmeler Sırp, Slav, Rum ve Ermeni asıllıların elindeydi ve aynı şekilde işçilerin büyük kısmı da yabancıydı. 20. yüzyılın başında Ereğli-Zonguldak-Amasra kömür ocakları için 500’e yakın işletme ruhsatı verilmişti. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Zonguldak’ta 45, Kozlu’da 29, Kilimli’de 24, Kandilli’de 14 ve Amasra’da da 14 olmak üzere, toplam 126 adet ocak faal olarak çalışmaktaydı. 1900 yılında Amasra ve Çevresinde Maden Ocağı İşleten İşletmeciler. Asadoryan, Todori, Marko, Aslıoğlu Bedosaki, Sarıcazade Ocakları, Dağcı İsmail Bey ve Ortakları, Halil Paşa Mirasçıları, Dağcı Ahmet Ağa Mirasçıları, Hacı Ali Bey ve Todori, Karamahmutzade Halil ve Ortakları. Amasra’da ocak işletme ruhsatına sahip bu işletmeler tarafından kömür üretimi 1953 tarihine kadar bu girişimciler tarafından yapılmıştır. Kömür üretimi Amasra’dan doğu yönüne giden kıyılarda kömür nakliyesi yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi Kurucaşile kıyısı olmuştur. Cide kıyısına ise daha çok Azdavay bölgesinden çıkan kömürler denize indirilmiştir. Küre dağlarında madencilik sadece kömürle sınırlı değildir. Bakır madenciliği de o dönemde yoğun olarak yapılmıştır. Bu bölgenin insanı bu deneyimleri nedeni ile madenciliğe yatkın hale gelmiştir. Üretimde yer alan iş gücünün hangi evrelerden geçtiğini ileride yayınlayacağım yazılarımda ele alınacaktır. Şimdilik konumuz taşkömürü.
Amasra taşkömürü havzası 1953 yılında EKİ (Ereğli Kömür İşletmeleri) Müessesesine devredilmiş ve Tarla ağzı Köyü’nde Devlet sermayesi ile kurulan ilk ocak faaliyete başlamıştır. Halen üretim çalışmalarının yapıldığı ocaklarda ilk galerinin sürülmesine 1964 yılında başlanmıştır. Faaliyetler Hazırlık Ocağı, Müstakil Başmühendislik, Bölge Müdürlüğü ve Müessese gibi değişik statülerde devam etmiş; 1985 yılında TTK (Türkiye Taşkömürleri Kurumu) işletmelerine bağlanarak ATİ Müessesesi tüzel kimliği alınmıştır. 5 Nisan 1994 kararları ile Müessese lağvedilmiş TTK Üzülmez Müessesesi ’ne bağlanmıştır. 01.01.1998 tarihinden itibaren ATİ Müessesesi olarak yeniden tüzel kişilik kazanılmıştır. Amasra taşkömürü ocağının zaman zaman kesintiye uğramakla birlikte, 150 yılı aşkın bir geçmişi bulunmaktadır. Bu süre içinde, yerleşmenin sosyal ve ekonomik hayatı üzerinde belirgin etkileri olmuşsa da Soma örneğindeki gibi tam anlamıyla bir madenci kasabası da olmamıştır. Bunda, konum özelliklerinin olumsuzluğu yanında ormancılık, balıkçılık, çekicilik (ağaç oymacılığı) ve turizm gibi faaliyetlerin de kasabanın ekonomik hayatı üzerinde etkili olmaları rol oynamıştır.
60’lı, 70’li ve kısmen de 80’li yıllarda Bartın ili kömür madenciliği nedeniyle göç almıştır. 80’li yıllardan sonra ne yazık ki kömür madenciliğindeki politika değişikliği nedeni ile üretimden işgücü çekilmiştir. Bu işgücü çekilmesi nedeni ile göç vermeye başlamıştır. 150 yıllık madencilik geçmişine sahip bir bölge yeraltı zenginliğinden yararlanma olanağı elinden alınmıştır.
Bir sonraki yazımda 24 Ocak Ekonomi Kararlarının havzadaki radikal değişiklik etkisini değerlendirmeye çalışacağım.
Yorumlar
Kalan Karakter: