24 Ocak ekonomik kararları ile bugüne kadar uygulanan talep yanlı ekonomi politikaları terk edilip, arz yanlı ekonomi politikaları uygulanmaya başlanmıştır. İthal ikameci büyüme stratejisi terk edilmiş, dışa açık büyüme stratejisi uygulamaya konulmuş ve büyüme stratejisi, temel olarak, verimlilikte artış sağlamayı ve iktisadın rekabet gücünü artırmayı amaçlamıştır. 24 Ocak 1980 sonrasında ihracata dayalı sanayileşme politikalarının uygulanmaya konması beraberinde toplumsal muhalefetin, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile bastırılması sonrasında arz yanlı-yeni iktisadi model, hayat bulmaya başlamıştır. Böylece ücretler bastırılmış, demokratik hak ve özgürlükler kısıtlanmış, özelleştirme ve ticarileştirme uygulamaları başlatılmış, kamu harcamaları daraltılmış, çalışma hayatı esnekleştirilmiş böylelikle geçici çalışma, taşeron-fason çalışma, güvencesiz-enformel çalışma, yaşam biçimi olmaya başlamıştır. Bununla birlikte dünün meşru olmayan çalışma biçimleri de 2000’li yıllarda hukuki meşruluğu, yeni çalışma yasasıyla sağlanmıştır. Böylece tüm sektörler esnekleştirme uygulamalarına tabi olmaya başlamıştır. Özellikle Kamu İktisadi Teşekküllerin (KİT) harcamalarının kısıtlanmasına, ticarileştirme ve özelleştirme uygulamalarına ve esnekleştirme politikalarına devlet eliyle yüz yüze bırakılan kesim olmuştur.
Taşkömürü havzasında madencilerin 70’li yıllar boyunca elde ettikleri ekonomik ve sosyal haklar ne yazık ki bu süreçte yok olmuştur. 24 Ocak Ekonomik Kararları alındığında yürütülen Toplu İş Sözleşmesi vardı. Aynı dönemde Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerini yapan Demir-Çelik işçileri 12 Eylül öncesinde Toplu Sözleşmelerini o günün en yüksek değerinden artış elde ederek süreci tamamlamışlardı. Ancak Maden İşçileri sözleşmeden ilerleme kaydedemediler. 12 Eylül’le birlikte yürütülen Toplu İş Sözleşmesi askıya alındı. Bir taraftan 24 Ocak Ekonomik kararları ile uygulanan devalüasyon nedeniyle büyük bir kayıp yaşadılar bir taraftan da Toplu İş Sözleşmelerini tamamlayamadıklarından ücret artışı sağlayamadılar. Demir-Çelik işçileri 12 Eylül’den önce Toplu İş Sözleşmelerini tamamlamaları ve sonrasında 12 Eylül rejiminin tüm kamu işçilerinin ücretlerinde %50’lik ücret artışı ile çok yüksek oranda ekonomik artış elde ettiler. Maden işçileri ise 80’li yıllar boyunca asgari ücret seviyesinde gelirle çalışmak zorunda kaldılar.
Taşkömürü Havzasına 1948-1952 yıllarında en ciddi yatırımın yapıldığı dönemdir. Başta Marshall Yardımları olmak üzere ülkemizde 1946-1960 yılları arasında uygulanan Amerikan kredi ve hibelerinden ülke madenciliğimiz de etkilenmiştir. İlk olarak yapısal dönüşümler sağlamış, yeraltı madenciliğinin en önemli konusu yatırımlar yapılmıştır. Ama ne yazık ki bu yıllardan sonra havzaya neredeyse yatırım yapılmamış eldeki olanaklarla üretim sürdürülmüştür. Üretim sürecinde gerekli olan tüm girdi malları (Maden direği, elektrik, demir, akaryakıt, patlayıcı madde ve demirbaşlar) dünya mal fiyatlarının çok üstünde havzaya aktarılmış; işçi ücretleri ne kadar düşük olursa olsun plansız işçi yapısı ile kömür maliyeti dünya fiyatlarının çok üstünde oluşmuştur. Bunun sonucunda Ülkemiz ithal kömürü tercih ettiğinden havza gözden çıkartılmıştır.
Türkiye’de 24 Ocak 1980’de alınan ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli kararı ve sonrasında yaşanan 12 Eylül 1980 askeri darbesi hem ekonomik hem de toplumsal hayatta büyük dönüşüme neden olmuş ve bu süreçte değişimin ağır yükü, emeği ile geçinenlere yüklenmiştir. Emekçiler, bir yandan sermayenin uluslararası alanda rekabete uyum sağlanması için gelir kaybına uğrarken, diğer yandan emekçilerin yegâne gücü olan sendikal özgürlük ve grev haklarına da büyük darbe vurulmuştur. Böylece toplumsal kesimler arasındaki gelir dağılımı dengeleri hızla bozulmaya başlamıştır. Bu süreç, sermayenin yeni üretim organizasyonu olan esneklik uygulamaları, kamusal yatırım ve harcamaların kısıtlanması ve de özelleştirmeler ile desteklenilmiştir. Her türlü ekonomik güvenceden yoksun kalan emekçiler, sendikal örgütlenmenin sönümlenişi ile birlikte, sadece sermayenin belirlediği tek taraflı koşullarda çalışmaya mahkûm edilmiştir. Böylece emekçiler; sermaye tarafından maliyet unsuru olarak görülen çalışma hayatının riskleri ile tek başına bırakılmıştır
80’li yıllar boyunca havzaya yatırım yapılmayarak, verimsiz işgücü planlamasına gidilerek, rekabetçi fiyat için girdilerde dünya standartlarında fiyatlandırma yapmayarak çöküş hızlandırılmıştır. Sonucunda üretilen kömür miktarı azalmış, ama bunun yanı sıra verimsiz işgücü oluşturularak kötü yönetim yaşama geçmiştir. Diğer yandan ise Ülkemizin koklaşabilir taşkömürü ihtiyacı ise ithal taşkömürüne yönlendirilmiştir. Dünyada üretim tekniklerinin gelişmesi ve çok büyük miktarlarda yatırım yapılarak kömür üretimi arttığından çok hızlı bir şekilde kömür fiyatları düşmüştür. 24 Ocak Ekonomik Kararlarının da etkisi ile ilk başta avantajlı olan bu yöntem tercih edilmiştir. Ama şimdi Ülkemiz en önemli ithalatı olan petrol, doğalgaz ve kömür ile cari açık vermesi yadsınamaz bir gerçektir. Kaldı ki dünyada kömür fiyatları her geçen gün artmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da artacağı beklentisi vardır. Çok geç olmadan Milli bir madencilik politikası oluşturarak kendi enerji kaynaklarımızı ekonomiye kazandırmalıyız. Taşkömürü havzasının en büyük rezervine sahip olan Amasra kömürünün üzerindeki redevans anlaşmasının hemen ve acilen iptali, en kısa zamanda da verimli bir yönetimsel anlayışla yeraltı zenginliğimizin çıkartılması sağlanmalıdır.
Önümüzdeki hafta, 1990-1991 Büyük Madenci Grevi ve taşkömürü havzasının kamuoyuna yanlış bilgiler verilerek yanıltılmasını ve kamuoyu desteği ile özelleştirmenin nasıl yolunun açıldığını açıklamaya gayret edeceğim.
Yorumlar
Kalan Karakter: