27 Mayıs 1915 tarihinde hükümet tarafından dört maddelik, Tehcir Kanunu adıyla bilinen, stratejik yerlerde yaşayan ve düşmana beşinci kol görevi görebilecek unsurların yerleşim yerlerini değiştirmeyi amaçlayan geçici bir kanun çıkarılmıştır. Bu kanun orduya “casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri… ahalinin sevk ve iskânını” yapma hakkını veriyor böylece çok sayıda Rum Birinci Dünya Savaşı sırasında kıyı bölgelerinin güvenliğini sağlamak adına kıyılardan iç bölgelere doğru sevk ediliyordu. Gayrimüslim sürgün edilmesinden hemen sonrasında ise terk edilmiş ev ve arazilere Müslüman muhacir ve mültecilerin iskânlarına başlanmış, İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiği sevk ve iskânlar, Rum ve Ermenileri yeni Türkiye’nin toprakları olarak kalan bölgenin dışına atarken Anadolu’nun bugünkü etnik ve dinsel dağılımına temel oluşturmuştur.
Bartın Türk Ocağı’nın açılmasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin etkisi söz konusudur. Çünkü Bartın İttihat ve Terakki Cemiyeti Bartın Şubesi, Türk milliyetçiliğinin bilinçsiz kitlelere bir inanç gibi yerleşmesi için çaba harcamaktadır. 1916 yılı itibarıyla Beyazıt’taki Genel Merkez dışında devlet sınırları içinde 25 Türk Ocağı şubesinin bulunduğu açıklanmıştır. Bu şube sayısının I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru artış gösterdiği ortaya çıkmıştır. Bolu Türk Ocağı’nın 1915 yılında, Bolu Sancağına tabi kaza ve nahiyelere yönelik faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. Nitekim Bartın yer adının Türkçeleştirilmesi düşünülerek, Bolu Türk Ocağı Reisliğince Mahmudiye adını alması tavsiye edilmiştir. 16 Mayıs 1331 (1916) tarihli Bolu Belediye Meclisi kararında şöyle denilmektedir;
“Bolu Türk Ocağı riyasetinin 29 Mart 1331 tarihli tehrirat-ı Alisi mütelâa olundu. Bartın kazası dâhilinde hissiyat-ı milliye’yi rencide eden kaza ve kurâ isimleri atiye dercedilerek yeniden tesmiyesi muvafık görülen isimler hizalarına terkim edilerek ol veçhile makam-ı Kaymakamiye bir cedvel tanzimi ile takdimine karar verildi: Eski ve yeni isimler; Filyos (İzzettin), Amasra (Fethiye), Arfunda (Orhaniye), Istavrat (Mecidiye), Feslit (Süleymaniye), Kızılkilise (Reşadiye), Bartın (Mahmudiye).”
Tehcir ve akabinde yerleşim yerlerinin adlarının değiştirilmesi “hissiyat-ı milliye” diye adlandırılmıştır. Ancak Küre dağlarından bakır madeni çıkartanlar, Zonguldak ve havalesinden kömür madeni çıkartanlar “gayrı milli” şirketler olmasına rağmen milli hassasiyet ne yazık ki devreye girmemiştir. Burada çok elzem çıkarlar söz konusudur ki “hissiyat-ı milliye” haricinde kabul edilmiş.
Kömür madenlerinin büyük ölçüde yabancı sermaye ve gayrimüslim madenciler, dolayısıyla “gayri-milli” unsurlar tarafından işletilmesi ve maden amelesinin büyük ölçüde Müslüman olması sayılabilir. Mütarekeden hemen sonra Fransızlar Zonguldak’a asker çıkarmış, 1920 yaz aylarında Fransız askeri varlığı işgale dönüşmüş ve işgal 1921 yaz aylarına kadar devam etmişti. Fransızlar havzada sadece işgalci güç olarak değil, maden işletmecisi olarak da yer alıyordu. Fransız sermayeli Ereğli Şirketi 19. yüzyıl sonlarından beri havza madenlerin önemli bir kısmını işletiyordu. Şirket, Birinci Dünya Savaşı’nda havzayı terk etmiş, savaş sonrasında ise Fransız askerinin havzaya gelmesi ile beraber faaliyetlerine yeniden başlamıştı. Ereğli Şirketi’nin yanı sıra, havzada bir kısmı Yunan uyruklu olmak üzere, çoğu Rum önemli sayıda gayrimüslim madenci de bulunuyordu. İtilaf kuvvetlerinin İstanbul’da kurduğu İtilaf Devletleri Kömür Komisyonu Zonguldak kömürlerinin idaresini ele almış hem İtilaf Devletleri’nin ihtiyaçlarını karşılıyor hem de havzadaki yabancı ve gayrimüslim madencileri kayıran düzenlemeler yapıyordu.
Yerleşim yerlerinin adlarını değiştiren bu anlayış hem küre dağlarında hem de Zonguldak ve havalesindeki kömür madenlerinde çok kötü şartlarda, çok kötü koşullarda esir gibi çalıştırılan Türk’leri görmezden gelmiştir. Bu süreç kurucu birinci meclise kadar devam etmiştir. Kurucu Birinci Meclis; “Dilaver Paşa Nizamnamesinin getirdiği iş mükellefiyetini kaldırıyor, günlük çalışma süresini 8 saatle sınırlıyor, 18 yaş altı işçilerin yeraltında çalışmasını yasaklıyor, maden işçilerinin barınma ve sağlık koşulları için madencilere sorumluluklar yüklüyordu. Kanun aynı zamanda işçiler için ihtiyat ve teavün sandıkları kurulması, işçi işveren ve hükümetin yer alacağı bir komisyonla asgari ücretin tespiti, kaza tazminatlarının hızlı bir şekilde belirlenmesi gibi işçilerin lehine hükümler getiriyordu.” İşte “milli hassasiyet” buydu. Kurucu Birinci Meclis tarafından yerine getirilmiştir.
Sadece ekonomik ve siyasal çıkarlara hizmet eden şekilci “milli hassasiyet” gerçek değerini Kurucu Birinci Meclis tarafından ortaya çıkarmıştır. Yukarıda örneklerini verdiğim bu anlayış ve bu bakış açısı halen daha devam etmektedir. Kimi zaman kişisel hezeyanlar kimi zaman da siyasal partilerin söylemlerinde yerini bulmaktadır. Bartın’ın il ilan edilişinin üzerinden otuz yıl geçmiştir. Bu otuz yıl içinde Bartın İl Genel Meclisinde ve Bartın’da bulunan ilçelerin Belediye Meclislerinde ATATÜRK adı meydana, alana ve caddeye verilmemiştir. Ama nedense Amasra Belediye Meclisinin almış olduğu bir karar olmamasına rağmen bir meydana ATATÜRK adı verilmediği tartışılmaktadır. Bir kişinin kişisel hezeyanı ne hikmetse İlimizin en eski gazetesinde ve kıdemli bir gazetecinin köşe yazısında yer bulabilmektedir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün en büyük eseri olan Cumhuriyetimizin kazanımlarından birisi olan kömür havzamızın millileştirilmesi bize emanettir. Şimdi asıl sorun buyken sadece şekilci bir anlayış olan bu yapay tartışmanın anlamı yoktur. Anlamı olan Kömür Havzamızı koruyabilmemizdir. Amasra’da yeraltında yatan milli servetimiz bir özel şirketin insafına bırakılmıştır. Tartışılması gereken sorun budur. İşte bu “milli hissiyat”tır. Geriye kalan koskocaman bir istismardır. Bizlerin sorumluluğu Cumhuriyet kazanımlarını koruyup kollamaktır.
Bu yazıyı hazırlarken aşağıda belirtilen makalelerden alıntı yapılmıştır.
KAYNAKLAR:
1. Osmanlı Devleti’nde Mübadele öncesi Rum Göçleri. Özhan Öztürk
2. Birinci Meclis’te İşçi Meselesi ve Zonguldak Maden İşçilerine Yönelik Yasal Düzenlemeler. Nurşen Gürboğa
3. Bartın Türk Ocağı. Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313 Ömür Çelikdönmez
Yorumlar
Kalan Karakter: