Yaz tatilinde eşimle öğretmenlikte ilk göz ağrım Pozantı'ya gittik.
Arabamızla Karaman’dan Pozantı’ya giderken, bu yazının da konusu olan Niğde/Ulukışla’da mola verdik. Amacım, 199O’lı yıllarda Adana/Pozantı’da öğretmenlik yaparken, trenle içinden defalarca geçtiğim Ulukışla’yı kısa da olsa gezmek; tren istasyonunu, çarşıyı, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nı görmek ve geçmişime selam vermekti.
Bazı yerler vardır, adı bile heyecanlandırır insanı. Ulukışla da benim için öyle. Niğde’nin bu küçük ilçesi Kurtuluş Savaşı yıllarında güney bölgelerimiz Fransız işgaline uğrayınca, Kuvay-ı Milliye’nin önemli üslerinden biri olmuştur. Benim gözümde, yiğit ve Atatürkçü insanların yaşadığı yerdir Ulukışla.
Memleketim Karaman ile görev yaptığım Pozantı arasında, menzil istasyonuydu Ulukışla. Kısa tren molalarında alelacele çeşmesinden su içer, ihtiyaç giderirdik. Almanların yaptığı iki katli klasik mimarili bu istasyonda, trenden içeriye seyyar satıcılar girer, mevsimine göre elma, armut, üzüm, şeftali, pekmez, simit, köy ekmeği vs. ürünlerini satarlardı.
Ulukışla’da unutamadığım ikinci fotoğraf; Ulukışla Halkevi Folklor ekibiyle ilgili. Yanılmıyorsam 1992’ydi. Pozantı’da sendikamız Eğit-Sen’in açılışını yaparken komşu ilçeden gelerek, sarı kırmızı folklorik giysileriyle, kadınlı erkekli oynadıkları oyunlarıyla sevincimize ortak olmuş, destek vermişlerdi açılışımıza.
Nasıl heyecanlıydım Ulukışla’ya girdiğimizde! Soluğu istasyonda aldık. Beyaz badanalı pencere kenarlıkları, sarı turuncu arası sıcak rengiyle şirin mi şirin bir yapıydı istasyon binası. Yıllar sonra yeniden banklarında oturdum. Çeşmesinden yine kana kana su içtim. Güzel çınar ağaçlarının asırlık gövdelerini okşadım. Çektiğim fotoğraflarla gençlik anılarıma yenilerini ekledim.
400 yıllık meşhur Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı'nı gezdik sonra. 30 Ağustos Zafer Bayramı’na denk gelen gezimizde duvarlarındaki devasa Türk bayrağı ve Atatürk posteri coşkumuza coşku katıyordu. Adıyla dikkat çeken bu tarihi han, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in, gurbet acısı ve sıla özlemini konu alan ünlü şiiri “Han Duvarları”na ilham veren yerdir. Aslında büyük bir külliyenin parçasıdır. Hanın yuvarlak kemerli yüksek giriş kapılarında poz verdik. İçeride çok az insan ve açık olan birkaç dükkân vardı. Avluda kurulu olan langırt masaları ve hanın bakımsız hali içimizi acıttı. Böyle mekânların kültürel amaçlı kullanılması daha çok hoşumuza giderdi. Eşimle handan hüzünlü duygularla ayrılırken, meşhur şiirin ezberimde olan dizelerini mırıldandım:
“Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.”
Yorumlar
Kalan Karakter: