Bartın Eğitim-Sen Şube Başkanı İsmet İpci, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan 2025 Liselere Geçiş Sınavı (LGS) sonuçlarına dair yazılı bir basın açıklaması yaptı. İpci, LGS’nin sadece bir sınav değil, aynı zamanda “toplumsal eşitsizlikleri yeniden üreten ideolojik bir araç” olduğunu vurgulayarak sistemin yapısal kriz içinde olduğunu belirtti.
İpci açıklamasında, LGS sisteminin kamusal eğitimin niteliğini her geçen yıl daha fazla zayıflattığını, öğrencileri özel ders ve kurslara mecbur bıraktığını ve yoksul ailelerin çocuklarını sistem dışına ittiğini ifade etti. LGS’nin çocukları yalnızca sınav puanına göre kategorize ettiğini ve bu durumun hem öğrencilerde hem de öğretmenlerde büyük bir baskı ve dışlanma duygusu yarattığını savundu.
Eğitim-Sen Bartın Şube Başkanı, sınavın yalnızca akademik başarıyı değil, aynı zamanda sınıfsal ve bölgesel imtiyazları da ölçtüğünü belirterek, kamuoyunda sınavın şeffaflığına ve güvenilirliğine ilişkin yıllardır süren güvensizliğe de dikkat çekti.
Eğitim sisteminde köklü reform ihtiyacını dile getiren İpci, sınavın kaldırılarak öğrencilerin çok yönlü gelişimini önceleyen, rehberlik temelli ve eşitlikçi bir modelin hayata geçirilmesini talep etti.
Bartın Eğitim-Sen Şube Başkanı İsmet İpci, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dün açıklanan 2025 Liselere Geçiş Sınavı (LGS) sonuçları, eğitim sistemimizin içinde bulunduğu yapısal krizleri bir kez daha gözler önüne sermiştir. Her yıl yüz binlerce öğrenciyi eşitsiz bir hazırlık süreciyle sınava sokarak onları sıralayan, eleyen ve kategorize eden bu sistem, ne çocukların gelişimini öncelemekte ne de eğitimde hakkaniyetin sağlanmasına hizmet etmektedir.
LGS sadece bir sınav değil, aynı zamanda toplumun en derin eşitsizliklerinin yeniden üretildiği, bölgesel, sınıfsal ve kültürel farkların sınav puanı aracılığıyla normalize edildiği ideolojik bir araçtır. Sınav sonuçları bir başarı ölçütü gibi sunulsa da aslında eğitim sisteminin piyasacı, performans odaklı ve seçici yapısını ortaya koymaktadır.
Eğitim sistemimiz, kamusal niteliğinden her geçen yıl biraz daha uzaklaştırılmakta; nitelikli eğitime erişim, büyük oranda özel ders, kurs ve özel okul gibi ek maliyetlere bağlanmaktadır. Bu durum, yoksul ailelerin çocuklarını sistem dışına itmekte; başarıyı toplumsal koşullardan bağımsız, bireysel bir çaba gibi sunmaktadır. Oysa gerçeklik bambaşkadır: Bugün Türkiye’de eğitime erişim, eşitlik değil; ekonomik durum, yaşanılan şehir, okul türü ve aile arka planıyla doğrudan bağlantılıdır.
Sınavın yol açtığı psikolojik yıkım da her geçen yıl artmaktadır. Daha 13-14 yaşındaki çocuklar, bu sınavın sonucu üzerinden değer görmekte, ya “başarılı” ya da “başarısız” etiketiyle damgalanmaktadır. Bu yalnızca pedagojik olarak yanlış değil; aynı zamanda insan onuruna aykırı bir uygulamadır. Eğitim; sıralama değil gelişim, yarış değil dayanışma, rekabet değil birlikte öğrenme üzerine kurulmalıdır.
LGS’nin yapılandırılış biçimi, yalnızca öğrenciler açısından değil, öğretmenler ve okullar açısından da performans baskısı ve rekabet ortamı yaratmakta; eğitim süreçlerinin nitelikli hale gelmesini değil, test çözdürmeye indirgenmesini beraberinde getirmektedir. Özellikle dezavantajlı bölgelerdeki okullar “başarısızlıkla” yaftalanmakta, bu da o bölgelerdeki öğretmenleri ve öğrencileri sistematik bir dışlanmışlıkla yüz yüze bırakmaktadır.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da LGS sonuçları açıklanır açıklanmaz kamuoyuna “tam puan alan öğrenciler”, “birinciler”, “şampiyonlar” başlıklarıyla servis edilen haberler, eğitimdeki derin eşitsizlikleri perdeleme aracı olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki bu başarı hikâyeleri, yalnızca sınıfsal ve bölgesel imtiyazların sonucu olmakla kalmamakta; aynı zamanda sınavın adil, şeffaf ve denetlenebilir olmadığına dair kamuoyunda her yıl büyüyen güvensizliği de gölgelemektedir. Öğrencilerin aynı soruları sınavdan önce görmüş olabileceği iddiaları, şaibe ve kopya tartışmaları, özellikle tam puan alanların belli okullarda ve belli merkezlerde yoğunlaşma iddiası, bu sisteme güvensizliği bir kez daha ortaya koymaktadır. Eğitimde adaletin yerini alan kayırmacılık, torpil ve denetimsizlik; yalnızca öğrenciler arasında değil, toplumun tamamında büyük bir güvensizlik yaratmaktadır. Bu koşullar altında “birinciler” üzerinden kurulan başarı söylemi, çocukların emeğini araçsallaştırmakta; sistemin ürettiği adaletsizliği başarıyla aklamaya çalışmaktadır.
Eğitim Sen olarak bir kez daha vurguluyoruz:
Çocuklarımızı sınavlara değil, yaşama hazırlayan; eleştirel düşünme becerisi gelişmiş, toplumsal sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmelerine olanak tanıyan, nitelikli, bilimsel ve kamusal bir eğitim sistemi acil bir ihtiyaçtır.
Bu nedenle taleplerimiz nettir:
LGS kaldırılmalı, yerine öğrencilerin çok yönlü gelişimini esas alan, yönlendirme ve rehberlik temelli bir yerleştirme modeli oluşturulmalıdır.
Tüm çocuklar için parasız, kamusal ve nitelikli eğitim sağlanmalı; özel okul teşvikleri yerine devlet okullarına yatırım yapılmalıdır.
Eğitimde bölgesel ve sınıfsal eşitsizlikleri ortadan kaldıracak adımlar atılmalı; öğretmen atamaları, okul donanımları ve müfredat bu eşitlik temelinde yeniden düzenlenmelidir.
Çocukların ruhsal ve pedagojik gelişimini zedeleyen sınav ve başarı merkezli anlayış terk edilmeli; eğitim süreci bir rekabet alanı değil, hak alanı olarak kurgulanmalıdır.
Eğitim politikaları, öğrenci, öğretmen ve velilerin aktif ve demokratik katılımıyla, şeffaf ve toplumsal ihtiyaçlara dayalı biçimde şekillendirilmelidir. Sınav sistemi, müfredat, okul türleri gibi temel konular, katılımcı ve çoğulcu mekanizmalarla belirlenmelidir. Bu katılım, yalnızca danışma değil, karar alma süreçlerinde de eşit temsiliyetle güvence altına alınmalıdır.
Eğitim sisteminde reform, sınav tarihlerinin ya da soru tiplerinin değil; eğitimin yapısal niteliğinin değiştirilmesiyle mümkündür. Eğitimde adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesi büyütülmeden gerçek bir dönüşüm sağlanamaz. Çocukları yarıştırmayın; birlikte öğrenen, birlikte gelişen bir modelin önünü açın!
Eğitim hakkı, sınavla değil, kamusal bir sorumlulukla güvence altına alınmalıdır!”
YUSUFHAN KABAKCI