Seller birer doğal afet ama doğal mı?


Bu makale 2021-08-13 09:05:44 eklenmiş ve 1882 kez görüntülenmiştir.
TOLGA AKINER

 

Eski Devlet Bakanlarından Hasan Gemici’nin, ilginç ancak bir o kadar da mantıklı bulduğum bir yazısına denk geldim internette dolanırken.

Bir arkadaşım, Sayın Gemici’nin “yurtseverlik.com” adlı internet haber sitesi için kaleme aldığı ilimiz ve bölgemizi ilgilendiren bir yazısını paylaşmış. Yazı, ilimizde Kumluca ve Abdipaşa’da büyük hasar ve zaiyata neden olan son sel felaketi ile ilgili olunca doğal olarak okumak da farz oldu.

Yazıyı okudukça tanıdık isimlerin tespitleri ve söylemlerini içerdiğini gördüm. Hal böyle olunca da tespitleri itibariyle beğendiğim Sayın Gemici’nin yazısı siz değerli okurlarımızla paylaşmam kendi adıma farz oldu.

Gemici, “Seller birer doğal afet ama doğal mı? Hayır!” başlığıyla yazdığı yazısında şu görüş ve tespitleri dile getiriyor:

“Akdeniz bölgelerinde yaşanan orman yangınları daha tam olarak söndürülememiş ve yer yer devam ederken ve acılarımız taze iken bu defa da Batı Karadeniz’de Bartın, Karabük, Kastamonu ve Sinop illerimizde çok büyük bir sel felaketi yaşandı.

Sel felaketinden etkilenen insanlarımıza geçmiş olsun.

Yaşamını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet dilerim.

Olayın boyutlarını anlamaya çalışırken bölgeyi çok iyi bilen Orman Mühendisi Prof. Dr. Erdoğan Atmış’ın bir tweetini gördüm.

Erdoğan Atmış ‘Ormanlardaki aşırı üretimin bu sel felaketinin yıkıcılığını arttırmaktaki rolü nedir?’ diye soruyordu.

Siyaset öncesi afet konutları yaptığım için iyi bildiğim Bartın Kumluca bölgesinde hemen bir araştırma yaptım.

Bölgede yaşayan Fahri Özsoy’dan aldığım bilgilere göre Kumluca, Sökü ve Zafer Orman Şefliği alanlarında 2000’li yıllarda yıllık 14 bin M3 üretim yapılırken, bu üretim miktarı son yıllarda 96 bin M3’lere çıkmış.

Sanırım hocamızın dikkat çektiği, lafın tamamını söylemediği husus bu.

Bu aşırı üretim sonucunda geniş yapraklı kayın ağaçlarının kesilmesi sonucu yağan yağmur kısa sürede dereye ulaşıp sele dönüşüyor. Ayrıca mevsim ormanlarda kesim zamanı. Yani sözünü ettiğim bölgede kesilen emval-ağaç gövdeleri- sahada iken sel suları bu orman ürünlerini dereye sürükleyip 7 köprüyü birden yıkmış. Daha önceden de defalarca gözlemlediğim gibi benzer durumlarda sel sularına karışan tomruk, odun ve dallar önce köprülerin altında birikir ve tıkar. Köprünün arkasında bir set büyüklüğünde biriken teressubatla (taş, toprak, çamur) burada deyim yerindeyse balçıktan bir baraj oluşturur. Sonunda altında ve arkasında biriken basınca dayanamayan köprü yıkılır. O andan itibaren aşağı kısımlara, yerleşim bölgelerine doğru selle beraber hızla akan tomruk, taş, toprak karışımı balçık karşısında ne varsa alır götürür. Sanırım Kumluca, Zafer köyü ve çevresinde yaşanan budur.

Önümüzdeki günlerde Prof. Dr. Erdoğan Atmış ve diğer bilim insanları bu konuda daha aydınlatıcı açıklamalar yapacaklardır.

2001 yılında Trabzon Beşköy de (Recep Yazıcıoğlu’nun köyü) böyle bir felaket yaşanmıştı. Beşköy’ün yukarısında dereye heyelanla yıkılan ağaçlar baraj oluşturmuş arkada biriken büyük su ve balçık kütlesi patladığında dere içine kurulmuş Beşköy’ün tamamı çamur altında kalmıştı. Birlikte bir sel felaketi bölgesine gittiğimiz Süleyman Demirel’in ‘Doğa kendi kadastrosunu kendi yapar’ sözünü hiç unutmam.

Sözün özü şu: Her birini kendi ellerimizle hazırladığımız, nedeni olduğumuz bu felaketlere artık ‘doğal’ afet demekten vazgeçelim.”

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›