HAYIRDA YARIŞMAK


Bu makale 2021-06-08 09:32:34 eklenmiş ve 215 kez görüntülenmiştir.
TAHSİN ÖTGÜÇ

 

Allah’ın verdiği maddi ve manevi bütün imkânları yeri ve zamanı gelince Allah için kullanmak, bunu yaparken de Allah’ın yardımının geleceğini yakinen inanmak ve tereddüt göstermeksizin istenilen şeye cevap vermek hayırda yarışır halde olmayı gösterir. İslam tarihinde bunun pek çok örneklerini görmek mümkündür. Tabiidir ki, hayırda yarışır olmak için söylemden ziyade eylem gerekir. İslam’a davet ve yaşamak için Mekke’den Medine’ye gelen Müslümanlar (muhacirler) önceleri su sıkıntısı çektiler. Bu durumu gören Hz Ebu Bekir (ra) kuyunun sahibi olan bir Yahudi’den kuyunun yarısını satın aldı ve Müslümanlara vakfetti. Böylece mezkûr kuyudan nöbetleşe olarak su almaya başladılar. Zamanla Müslümanların sayısı çoğalınca nöbetleşe kuyudan su alma işlemi ihtiyaca cevap veremez halle geldi. Bunun üzerine Hz Ebu Bekir kuyunun tamamını sahibinden satın alıp Müslümanların istifadesine sundu.  Bir rivayete göre Hz Ebu Bekir, Mekke’den Medine ye geldiğinde 40 bin Dirhem’i vardı. Bunun tamamını Allah rızası için kullandı.

Yüce Allah Kur’an’ında, “Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir” buyurmuştur. (Bakara, 148.) Hayırda yarışanlar şunu biliyorlar ki, Allah’ın nimetlerine şükredildiğinde, Allah nimetlerini artırmakta, şükredilmediğinde ise, sıkıntı ve darlık meydana gelmektedir. Zira Allah, “Verdiğim nimetlere karşı şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım” buyurmaktadır. (İbrahim,7.) Tarihin her devresinde hayırda yarışanlar çıkmıştır ve çıkmaya devam etmektedir. Tebuk seferi için Hz. Ömer’in malının yarısını, Hz Ebu Bekir’in malının tamamını vermesi buna en güzel örnektir. Peygamberimiz (sav) efendimizin bay ve bayan bütün ashabı, güç ve imkânları nispetinde Allah için harcamaktan hiçbir zaman geri kalmamışlardır. Allah onlardan razı olsun.

Dünya sahnesinde var olmamızın gayesi Yüce Allah’a itaat ve O’nun isteklerini yerini getirmektir. Allah’ın razı olmadığı söylem ve eylemlerden kaçınmak İslam’ın şiarındandır. Yüce Allah Kur’an’ında, İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” buyurmuştur. (Maide 2.)

Hayırla meşgul olmak, hayırda yardımlaşmak ve yarışır halde olmak, Allah’ın çağrısına uymaktır. Dolayısıyla Allah’ın razı olacağı şeyleri yapmak sevap ve mükâfatları gerektirir. İyilikler, sevaplar, mükâfatlar, cennete götürür. Şeytani işlerle meşgul olmak cehenneme götürür. İnsan için zararlı olan her şey, toplumun huzurunu ve. güvenliğini bozan söylem ve eylemler, şeytandandır. Şeytan, Müslümanların olumsuz hayatından memnun olur. Müslümanların görevi şeytanları memnun kılacak hayat tablosu oluşturmak değil, Allah ve Resulü’nün arzu olduğu yaşam tarzıdır. Bunun için hayır sahasında yer alarak çalışmak gerek.

İnsanlara faydalı olmak, Müslümanın özelliğindendir. Peygamberimiz (sav) efendimiz, “İnsanların hayırlısı, onlara faydalı olandır” buyurmuştur. (Riyazissalihin.) Allah’ın verdiği nimet ve imkânları, birey ve toplum için zamanında kullanmak, insanların huzur ve mutlu olmasını sağlamak asli görevlerimizdir. Günü kurtarmaktan uzak, geleceğe yönelik toplumun istifade edeceği her yenilik değerlendirilmeli, bu sahada yapılacak her işlemin kişiye hayır getireceğini inanmak gerek. Söylemlerimizi ve eylemlerimizi gözden geçirerek hangi sahada olduğumuzun farkında olmamız önem arz eder. Bulunduğumuz saha hayır yönde ise, dünya ve ahiri temizi kazanıyoruz demektir. Şeytanın memnun olduğu bir sahada bulunuyor isek, o zaman dünya ve ahiretimiz perişan demektir. Bu sahadan hemen çıkmak gerekir. Çünkü bu sahada, iyilik ve güzelliğin dışında ne ararsanız mevcuttur. Yalan dolan, iftira, nifak, riya ve gösteriş ve benzeri. Mutlu olabileceğimiz hayat, Peygamberimizin yaşadığı ve bizlere tavsiye ettiği hayattır. Bu hayatın bünyesinde bize ayrılan zamanı hayırda kullanma azminde olalım inşallah.

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›