İNSAN İNSANA


Bu makale 2019-01-02 10:16:51 eklenmiş ve 699 kez görüntülenmiştir.
Keramettin Çetin

 

"İnsanlar hep cep telefonlarını açık tutacaklarına

Biraz da kalplerini açık tutsalar"


Geçenlerde eski defterlerimi karıştırırken 20 yıl önce yazdığım bir yazıma rastladım. Biraz tozlarını silkeledim, ortaya şöyle bir yazı çıktı:

Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zaman tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye ayaklarını havaya kaldırırmış, bir yandan da “kırk kantar yağım eriyor” dermiş. Bir gün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin; nereden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?” Bunun üzerine serçe şöyle yanıt vermiş, “Herkesin kendisine göre dirhemi, kantarı var, siz ne anlarsınız?”

Köksal Toptan Lisesi öğrencisi Esen bu öyküyü ilimizde gerçekleştirilen lise öğrencilerinin katıldığı “Eğitimin Sorunları” adlı açık oturumda anlatmış ve sözlerini söyle sürdürmüştü, “Benim korkularımı, kaygılarımı, uykusuz gecelerimi biliyor musunuz?”

Yine bir ay önce BTV (Bartın Televizyonu)  ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ortaklaşa gerçekleştirdiği “Kuşaklar Çatışması Forumu”nda oturum başkanı öğretmen, emekliliği gelmiş ya da geçmekte olan bir lise branş öğretmenine, “Hocam sizce okullarda öğretmen-öğrenci çatışması neden yaşanıyor?” diye sormuş, öğretmen de sanki okullarda bu konuyla ilgili hiçbir pratik, deneyim yaşamamış gibi hiçbir özgün düşünce dile getirmeden elindeki fotokopilerden uzun bir konuşma, daha doğrusu okuma yapmıştı.

Bu öğretmenin konuşmasından sonra söz alan lise ikinci sınıf öğrencisi: “Saygısızlık yapmış olmayayım ama kuşaklar arasındaki çatışmanın asıl nedeni bu, hiç kimse bize anlayabileceğimiz dilden konuşmuyor” demişti.

Ticaret Lisesi öğrencisi Emel: “16 yaşındayım, iki yıl sonra oy kullanacağım, ülkemin geleceğinde söz sahibi olacağım ama bana ilk defa söz verildi. Ben demokratik yeterlilikte değilim. Okullarımızda hep formül, not, teori. Nerede bizim kendimizi gerçekleştireceğimiz dersler?”

Anadolu Lisesi öğrencisi Sevi: “Bizden hep susmamız, hep müvekkil olmamız isteniyor, biz ne zaman konuşacağız, ne zaman avukat olacağız? Biz ne zaman kendimiz olacağız?”

Başka bir okulun öğrenci temsilcisi: “Benim sorunum ailemle. Ailem beni hiç anlamıyor, hiç dinlemiyor, Onların benden tek istedikleri takdir, teşekkür getirmem.”

                                   ***

Bir Anadolu kentimiz, kalabalık bir aile, akşam vakti:

Baba salonda televizyon izlemekte, anne mutfakta, çocuklar odalarında; kimisi bilgisayarın başında, kimisi atari oynamakta, kimisi de kulağında wolkmen ders çalışmakta.

Birden elektrikler kesilir. Söylenmeler, yakınmalar:

            -Tam sırasıydı?

            -Hangi çağdayız?

            -Yine mi karanlıkta kaldık?

            -Çakmağı buldun mu?

            -Hay Allah mum da nereye gitti?

Neyse ki mum bulunur, çakmak çakılır, herkes titrek bir mum alevinin çevresine toplanır. Bir müddet sonra şikâyetler yerini karşılıklı konuşmalara, sohbete bırakır.  Babanın iş durumu, annenin hastalığı, çocukların okul, ders durumları konuşulur. Gençlerin gönül işlerinden, okudukları kitaplardan dem vurulur.

Kesintiden iki saat sonra elektrik gelir. Anne tam ışığı yakacağı sırada baba seslenir: “Dur hanım lambayı yakma. Kaç zaman oldu ki eşimle, çocuklarımla şöyle bir araya gelip sohbet etmemiştim. Özlemişim. Dur ne olur lambayı yakma. Günümüzde teknoloji dışımızı aydınlatırken içimizi karartmış da haberimiz yokmuş!..”

                                   ***

Bütün bunların bir ortak paydası var: “Sevgi ve İletişim”. Jean Paul Sartre’nin dediği gibi, “İletişimsizlik insansızlığı doğurur”. Görünen o ki gençler büyüklerinden sevgi değil, saygı da istiyorlar. Onlar düşüncelerine, görüşlerine, değer verilmesini istiyorlar. “Gençlik gelecektir” diyerek bugünümüzü ayaklarımızın altından kaydırmayın diyorlar. Kısacası biz sevgiyi paylaşmak, iletişimi çoğaltmak istiyoruz diyorlar.

Evet İNSAN İNSANA yaşamalı, ilk sözü de son sözü de “umudun parlak yüzleri” ne bırakmalıyız. İşte o zaman göreceğiz ki; mavinin en gürü, sarının en sıcağı, kırmızının en canlısı, morun en derini, yeşilin en coşkulusu ve beyazın en temizi gençliktir. Çünkü gençlik gökkuşağı rengindedir

Ve son söz toplantıyı Erdal ATABEK’in şiiriyle kapatan Esen’in:

“Hayatı sevmek

  Sevgiyi çoğaltmak.

  Sevgimiz kırmızı ışıkta

  Aşkımız kırmızı ışıkta

  İçimiz kırmızı ışıkta

  Dışımız kırmızı ışıkta

  Günümüz kırmızı ışıkta

  Gecemiz kırmızı ışıkta

 

 Kırmızı ışığa dur diyoruz

Artık dur, artık sen dur

Gökkuşağında yaşamak istiyoruz

Yaşamın bin bir rengini istiyoruz

İnsan insana yaşamak istiyoruz

İNSAN İNSANA…” 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Anket
BARTIN HALK GAZETESİ
© Copyright 2013 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
Bartın Web Tasarım