İNSANLARA FAYDALI OLMAK


Bu makale 2022-01-04 08:54:41 eklenmiş ve 907 kez görüntülenmiştir.
TAHSİN ÖTGÜÇ

 

Paylaşmak,  gücü yetmeyene yardım etmek, yetim ve yoksullara ihsanda bulunmak, toplumsal huzur ve güvenin meydana gelmesi için, insanlara faydalı olmak, tüm olumsuzluklardan kaçınmak, İslam’ın özünde yer almıştır. Peygamberimiz (sav) efendimiz , “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” buyurmuştur. (Riyazüssalihin.) İnsanlara faydalı olmak, Allah’ın rızasını, peygamberimizin sevgisini kazandırır. Toplumu meydana getiren bireylerin saygı ve sevgisini celp ettirir. Mağdur ve mazlumların yüzlerinin gülmesine vesile olur.  Toplumda huzur ve mutluluğu meydana getirir. Bireylerin yarınlara güvenle bakmasına zemin hazırlar. Elbette ki, buradaki ölçü, Allah’ın rızası ve peygamberimizin sevgisi olacaktır. Böyle olmadığı zaman, arzu edilen neticeye ulaşılamaz.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, “O takva sahipleri, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar. İnsanları affederler. Allah iyilik edenleri sever” buyurmuştur. (Al-i İmran,134.) İnsanların dünya sahnesinde var oluş gayesi tektir. O da, Yaratana karşı kulluk görevlerini ifa etmektir. Bu, önce Allah’a teslim olmakla başlar, daha sonra bu teslimiyetin söylem ve eylemle hayatla buluşması ile devam eder. Kulluk, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasak kıldıklarından kaçınmakla kendini gösterir. Mazluma, mağdura, muhtaç olanlara infakta bulunmak da kulluk görevlerimizin içinde yer almaktadır. İnsanlara zarar vermek, birey ve topluma faydası olmayan işlerle meşgul olmak da, kişiyi, Allah’a karşı sorumlu kılar. Yapılan iyiliklerin de kötülüklerin de mutlaka Yüce Mevla tarafından karşılığı verilir. Elbette ki verilecek olan karşılıklar aynı olmayacaktır. İyiliklerin karşılığı, sevap, kötülüğün karşılığı ise, ilahi ceza olacaktır. Dünya bir imtihan yeri, insan da bu âlemde başıboş değildir. Öyle zannedenler olabilir, ama gerçek bu değildir.

Hz Fatıma validemizin oruçlu olduğu halde iftar anında kurduğu sofrada ezanı beklerken kapıya biri gelir ve kapıyı tıklar. Kapı açıldığında yaşlı bir kişi, ben açım der. Hz Fatıma validemiz sofradaki o, zamanın çöreğinden bir parça verir.  Biraz sonra kapı çalınır, açıldığında yine bir yaşlı, açım der. Hz Fatıma validemiz geride kalan çöreğin tamamını verir ve oruçlarını suyla açarlar. Onun için dünya bir imtihan yeri ve insan da yeryüzünde başıboş değildir. Cenab-ı Hak Kuranında; “( Onlar kendi ihtiyaçları olduğu halde) Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.” Buyurmaktadır. İnsan,8-9.  İnsanlara faydalı olup Allah’ın sevgisini, Peygamberimizin şef atını kazanmak varken, Elimizdeki imkân ve nimetleri, yerli yerince kullanmayıp kişileri mağdur ederek şeytanları sevindirmenin ne gereği var. Olumsuz her işte şeytan sevinir. Zulmün, haksızlığın, bozgunculuğun, fitne ve fesadın olduğu yerlerde şeytan sevinir. Asıl olan bu değildir. Asıl olan Allah’ın sevinmesidir. Allah’ın razı olmadığı söylem ve eylemlerin sonucu, hüsrandır. Er veya geç zikrettiğimiz sonuç görülür.

Hiç kimse zannetmesin ki, gizli konuşmalar, kapalı kapılar ardında görüşmeler, bilinmez. Dünya manevi kameralarla izleniyor. İnsanların göremediğini, gören, duyamadığını duyan insanüstü bir güç vardır. Bu güç, gökleri ve yeri, bunların arasında ne varsa, hepsini yaratan Allah tır. Sonuçta hesap Allaha verilecektir. Bundan dolayı, bu dünyada Allah’ı memnun kılacak hayat sürdürmek kaçınılmazdır. Kişi inansın veya inanmasın durum değişmez, her kes hesabını aynı yere verecektir. Hesap doğru çıkarsa mükâfat, yanlış çıkarsa, ilahi ceza vardır. Allah adili mutlaktır. Müslümanla Müslüman olmayan, İslam’ı yaşayanla yaşamayan, elindeki yetki ve imkânları usulüne uygun kullananla kullanmayanın durumu aynı olmayacaktır. Zalimle mazlumun durumunun aynı olmadığı gibi. Kişilerin haklarının ellerinden alınarak mağdur edildiği her yerde zulüm vardır demektir. Zulme maruz bırakılanlar, mazlum, zulmü icra edenler de zalimdir. Bunun için yer ve mekân, kişilerin Müslüman olup olmaması durumu değiştirmez. Bir gün Medine-i Münevver’de, Peygamberimi (sav) efendimiz sahabeleriyle otururlarken karşılarından bir cenaze geçiyordu, efendimiz ayağa kalkar, içlerinden birisi ey Allah’ın elçisi, o cenaze bir Yahudi’dir, demesi üzerine, Peygamberimiz Yahudi de olsa, o bir insandır, buyurdular. İnsana insan olduğu için saygı göstermek İslami bir kuraldır. İnsanların hakkına hukukuna riayet etmek, huzur ve mutlu olmalarına vesile olmak da İslami bir kuraldır. Evrensel ve cihan şümul olan dinimiz İslam, hayatımızın tamamını kuşatmıştır. Günümüz dünyasındaki tüm olumsuzlukların son bulması için İslami hayatta buluşmak, toplumsal barış ve huzuru sağlayacaktır inşallah.

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›