ARIT ÇIKMAZ SOKAK OLMAMALI?


Bu makale 2021-09-03 09:53:14 eklenmiş ve 353 kez görüntülenmiştir.
Yaşar Cengiz Alpan

 

Uluslu İbrahim Hamdi efendinin 1747 yılında yazdığı “Atlas” adlı eserinde Arıt Beldemizden bahsetmektedir. Bu yörede Roma ve Bizans egemenliği sürecinde ticari yolların üzerinde bulunan Arıt altın çağını yaşamıştır. Karadeniz sahilindeki Gideriş, Kromna ve Tion deniz iskelerinin Ulus beldesine bağlayan ticaret yolu nedeniyle önem kazanmıştır. 11’nci yüzyıldan 14 ncü yüzyıla kadar bu bölge toprakları yavaş yavaş Türkleşmiştir. En sonunda Fatih Sultan Mehmet 1460 yılında Amasra’yı fethedince, Amasra’daki Ceneviz kolonisi İstanbul’a göç edince, Türklerin iç bölgelerle ilişkisini sağlayacak ticaret yolunu değiştirince Arıt hızla önemini kaybetmiştir. Ticari önemini kaybeden Arıt beldemiz eşkıya yatağı haline gelmiştir. 1811 yılında Bolu-Viranşehir sancağına bağlandığı daha sonrasında 1940’lı yıllarda nahiye olmuştur.

1990 yıllında yapılan referandumda Arıt Beldesinin İlçe olması kabul edilmiştir. 12 Eylül 1992 tarih ve 21343 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak Cöcü Köyünün Ovazlar mahallesi, Yeniköy Köyünün Bilal Mahallesi, Çöpbey Köyünün Dalbu mahallesi, Yukarı Şeyhler Köyünün Nuhlar Mahallesi Menteşpiri Köyüne dahil edilip, Belediye sınırları içinde Menteşpiri Mahallesi, Cöcü ve Yukarı Şeyhler mahalleleri ile üç mahalleden müteşekkil olarak Arıt Belediyesi resmen kurulmuştur. 27.03.1994 yapılan yerel seçimlerinde Arıt ‘ta ilk defa belediye Başkanlığı seçimi de yapılarak belediye teşkilat yapısı oluşturuldu. Böylece Arıt Belediyesi faaliyetlerine başladı. 13 büyükşehir kurulmasına dair kanun tasarısının geçici 2. maddesiyle, nüfusu 2.000'in altında 559 belde belediyesi kapatılmaktadır. Bu kapatılacak Belediyelerin içinde ne yazık ki Arıt Belediyesi de bulunduğundan 2013 yılında kapanmıştır.

Arıt çıkmaz sokak olmamalı. 11’nci yüzyıla kadar olan süreçte nasıl en önemli ticaret merkezi olarak yer aldıysa, günümüzde de farklı konumda farklı şartlarda aynı yere getirilebilir. Ama öncelikle Arıt Bölgemizin neden bu kadar önemini yitirdiğini belirlemek zorundayız.

Ereğli Kömür İşletmeleri ve sonraki adı ile Türkiye Taşkömürü Kurumu guruplu işçi çalıştırma yönteminden vazgeçmesiyle tüm yöre köylerinde büyük sosyal değişim yaşandı. Genç Cumhuriyet dönemi boyunca demir çelik sanayisinin taşkömürü ihtiyacını karşılayan işletme; çalıştırdığı guruplu işçi sayesinde bir taraftan köyleri ikamet edilebilir konuma getirdi, bir taraftan maden işçisini köyünden toprağından koparmadı, bir taraftan da köydeki üretimin sürdürülmesini sağladı. Kurumda çalışan işçilerin tamamı daimî işçi statüsüne alındıktan sonra tüm işçiler işyerlerine en yakın olan şehir merkezlerine göç ettiler. Arıt Bölgesinde olup da madenci olan işçi arkadaşların tamamı Bartın şehir merkezine göç ettiler.

Sonrasında daha büyük bir olay oldu. Arıt’lı olan rahmetli Sayın Hakkı Arslan’ın Şube Başkanlığı döneminde Kuruma işbaşı yapan işçilerin Amasra’da çalışacak olanların Arıt Bölgesinden seçilmesiyle bu bölgeden yeni madenci olanlarda aynı madenci abileri gibi kent merkezlerine göç ettiler. 1960’lı yıllarda başlayan gurbetçi işçilikle başlayan bu süreçler ne yazık ki Arıt Bölgesindeki gençlerimizi ata topraklarından kopartıp göç etmelerine neden oldu. Halen daha bu göçler sürmekte, durması için de hiçbir tedbir alınmamakta.

Arıt Bölgemiz tamamıyla Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesi içindedir. Milli Park 2000 yılında kurulmuş, sonucunda da Orman ürünlerinden faydalanma çok farklı yasal kısıtlamalara neden olmuştur. Orman Köylüsünün geçimini elde ettiği bu ormanlardan faydalanması engellenince farklı bir olumsuzlukla karşı karşıya kalmıştır. Alternatif iş alanları yatırımları yapılmadığından Bölge köylerinde ikamet ne yazık ki azalmıştır. Küre dağları Milli Park alanı içinde kalan yerleşim yerleri alternatif projelerden az da olsa payını almasına rağmen Arıt Bölgesi hiçbir projenin uygulama alanı olmamıştır. Bu projelerden en önemlisi ise Kurucaşile-Arıt-Ulus-Safranbolu yolunun açılması ile olacaktır. Küre Milli Parkı Tampon Bölgesi içinde yer alan alanlarda bulunan yerleşim yerlerinin alternatif geçim kaynaklarını yaratmak da ayrıca bir zorunluluktur.

Çok sayıda Arıt Bölgesinde ikamet eden çalışma arkadaşım oldu. Hepsinden dostluk, samimiyet ve içtenlik gördüm. Elimden geldiğince bölgeye yardımcı olmaya gayret ettim. 90’lı yılların sonlarında çalışma arkadaşlarımın önerisiyle Arıt Merkezinde SSK Dispanseri açılması için girişimde bulunduk. Ama hayata geçiremedik. Nedeni ise Arıt-Bartın arasında ulaşımı sağlayan araçların ticari faaliyetlerinin zarar görmesiydi. Bazı arkadaşların olaylara yaklaşımı çok kısa vadeli ve günlük kazançlara endeksli olduğundan bu tip girişimler ne yazık ki olumlu bitmiyor.

Yine olumlu bitmeyen projelerden birisi olan Kurucaşile-Arıt-Ulus-Safranbolu yolu 90’lı yılların sonunda başlamış, 2000’li yılların başında zamanın Kültür ve Turizm Müdürü olan Sayın Ali Bülent Göçmen tarafından uygulanmasına başlanılmıştır. Bu yolun Ulus Aşağı çerçi köyünden Arıt’a kadar olan kısmı yaşama geçirilmiş, Arıt-Kurucaşile bölümü ise Başköy’e kadar gelebilmiş ama ne olduysa olmuş Kurucaşile’ye bağlanmamıştır. Bu yol tamamlandığında Safranbolu-Arıt-Kurucaşile turizmden bir bütün olacaktı. Daha da önemlisi Küre Dağları Milli Parkı içinde uygulanacak projelerin ana omurgasını oluşturacaktı. Diğer taraftan ise Bartın-Arıt yolu tamamlandığında Arıt çıkmaz sokak olmaktan kurtarılmış olacaktı. Arıt üzerinden isteyen Kurucaşile’ye, isteyen Safranbolu’ya gidebilecekti. Milli Park tampon bölgesinde çok hızla gelişebilecek çok çeşitli turizm yatırımları için büyük bir ilgi alanı yaratılabilecekti.

Son günlerde Arıt Bölgesinde yaşayan arkadaşların düzenlediği imza kampanyası ile talepleri sık sık gündeme gelmekte. Bu taleplerin ana omurgası “İlçe olma talebi”. Bu talebin tek başına olması bu talebin çıplak kaldığını göstermekte. İşte bu nedenle bu köşe yazımı yazmak istedim. Bu haklı taleplerini, haklı projelerle hem de yasal hakları olan projelerle altını doldurmalılar. Bu talebi yapanlar “ok yaydan çıktı, macun tüpten çıktı” diyorlar. Bu talepler geriye alınmayacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Bu taleplerin geriye alınmayacağını ve gelişerek büyüyeceğine inanıyorum. Bu imza veren arkadaşların bu taleplerini destekliyor ve vazgeçmemelerini diliyorum. 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›