VİLAYETİMİZDEKİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI! (1)


Bu makale 2021-01-07 23:43:11 eklenmiş ve 1872 kez görüntülenmiştir.
Yaşar C. ALPAN

 

İlimizdeki Sivil Toplum Kuruluşları’nı (STK) değerlendirmek, Ülke genelindeki STK’larla karşılaştırma düşüncesindeyim. Ama öncelikle STK’ları sınıflandırmalı ve tanımlamalıyız. Böylelikle etki alanlarını daha iyi kavramış oluruz.

Sivil Toplum Kuruluşları ya da sivil toplum örgütleri, resmî kurumların dışında kalan ve bunlardan bağımsız olarak çalışan yapılardır. Üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar veya üyelik ödemeleriyle, yapılan etkinliklerden sağlayan kuruluşlardır. Devletin gücünün yetersiz kaldığı konularda araştırma, tesis ve hizmet sağlayarak açığın ve gecikmenin kapanmasına yardımcı olmayı amaçlarlar. Ülke vatandaşlarının seslerini duyurmalarını, sorumluluk almalarını ve devletle; kurdukları örgütü ilişkiye geçirmeyi sağlamak için çalışırlar. Toplumsal anlamda bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları yaparlar. Toplumun zararına olan etkenlerin ortadan kaldırılması için mücadele ederler. Halkın çıkarlarını ve haklarını korumak için çalışmalar yaparlar. STK'ların amacı sadece "ihtiyacı olana yardım etmek" değildir, STK'lar değişim yaratmayı ve çözüm üretmeyi hedefler. Özetle STK'lar toplumun içinden gelip, toplumun sorunlarına çözüm arayan, aynı zamanda toplumla olan bağları sağlam olan kurumlardır. Adından da anlaşılabileceği gibi Sivil Toplum Örgütleri, toplum ile birlikte yaşarlar. Dernek, vakıf, sendika ve oda adı altında faaliyet gösterirler. Hepsinin dayandığı temel “Birlikten Güç Doğar” ilkesidir.

Anlam ve içerik bakımından kitle örgütlerinden ayrılırlar. Sivil toplum kuruluşlarının önemli bir kısmı güdümlü bir yapılanma içerisinde belli merkezlere bağlı çalışmaktadırlar. Fakat buna karşın kitle örgütleri ise, adı üstünde, kitlelerin ürünü, sesi ve gücüdürler. Bu ürün, ses ve güç, demokratik ilkelerin örgütlenmenin omurgasına yerleşmiş olmasından meydana gelir. Burada sözü edilen demokrasi halkın doğrudan demokrasisidir. Yani halkın kendi örgütü içinde, kendisini ifade edebilme özgürlüğüdür.

Kitle örgütü, bünyesinde belirli bir toplumsal sınıfı veya çeşitli toplum katlarından gelen, aynı meslekten kişileri veya toplumun aynı özelliğe sahip belli unsurlarını barındıran ve temsil ettiği kitlenin ekonomik-demokratik hak ve çıkarlarını savunan örgütlere verilen isim. Kitle örgütleri, kapitalist gelişmenin ve özellikle tekelci kapitalizmin içinde taşıdığı çelişkilerin ortaya çıkardığı bir sonuçtur.

Kitle örgütlerini ayrı tutarsak Sivil Toplum Kuruluşlarını (STK) üç farklı gurupta değerlendirebiliriz;

 

APOLİTİK STK’lar: Bilindiği gibi, burjuva anlayışında 'pazar' sosyal üretim ilişkisi olarak değil de doğal bir şey sayılır. İnsan iradesi dışında bir varlığa ve doğallığa sahip olduğu varsayılır. Eğer öyleyse, pazara müdahale etmek mutlaka kötüdür. Yazık ki, şimdilerde (ve şimdilik) pazarla ilgili tevatüre inanan insan sayısı oldukça fazla... Pazar denilen son tahlilde mal ve hizmetlerin üretildiği yer değil mi? Ve pazar denilen aynı zamanda çıkarları uzlaşmaz sınıfların mücadele alanı değil mi? Hem artı değerden daha çok pay almak isteyen kapitalistlerin birbirleriyle hem de kapitalistlerin artı değer üreten işçi sınıfıyla mücadele alanı değil mi? Pazarın temel referans ve girişimci kapitalistin temel aktör, dünyanın da kapitalistlerin hareket alanı sayıldığı koşullarda pazar (piyasa) siyasetin yerini alınca, büyümenin kalkınmanın ve tabii "tüketicinin" de yurttaşın yerine geçmesi, siyasi mücadelenin de 'mikro sorunlara' (etnik, kültürel, dinî...vb.) kayması anlaşılır bir şeydir. Böylesi koşullarda sivil toplum olması gereken kuruluş, örgüt ve kurumların bizzat kendilerinin de apolitize olması, dolayısıyla siyasetin "aşınması" kaçınılmazdır.

 

EKONOMİ İLE BAĞLANTILI STK’lar: Kooperatif örgütlenmesi sosyal ve ekonomik yönleri olan bir özelliğe sahiptir. Kooperatifler hem bir topluluk ilişkisini hem de ticari işletme ilişkilerini içeren ikili bir yapıya sahiptir. Diğer ticari işletmeler gibi kooperatifler de üyelerinin amaçlarını gerçekleştirmek için var olan örgütlerdir. Bu örgütler üyeleri arasında güven, katılım, bağlılık, dayanışma ve sadakat gibi sosyo- psikolojik duyguları geliştirirler.

 

NAİF-İYİLİKÇİ STK’lar: Bir başka 'sivil toplum örgütü' anlayışı naif-iyilikçi sivil toplum anlayışıdır. Bu tür anlayışta sistemin olumsuz sonuçlarıyla mücadele edilir ama olumsuzlukları yaratan, kötülüklerin kaynağı olan asıl nedenler tartışma konusu yapılmaz. Mesela hayır kurumları bu tür naif-iyilikçi sivil toplum kuruluşlarının tipik örneğini oluşturur. Şimdilerde bu tür kurumlara büyük iş düşüyor zira, neoliberal politikalar sonucu her geçen gün işsizlerin, yoksulların, açların, yaşamak için asgari gelirden yoksun olanların, başını sokacak bir evi olmayanların, içecek temiz sudan mahrum olanların, ilaç alacak-tedavi olacak olanaklardan yoksun olanların, eğitim olanaklarının dışında kalanların, doğal afetler karşısında korumasız ve çaresiz olanların, vb. sayısı hızla artıyor. Bunların sayısı hızla artarken, bu amaçla faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin de mantar gibi büyümesi doğaldır. Asıl sorunun tartışma konusu yapılmadığı koşullarda, bu amaçla faaliyet gösteren kurum, kuruluş ve hareketlerin sistem tarafından kolaylıkla ehlileştirilmesi ve bir manipülasyon aracına dönüştürülmesi işten bile değildir. Kapitalizmi, neoliberal politikaları ve bu politikaların ortaya çıkardığı yıkımı tartışmadan, geçerli paradigmaya dokunmadan sistemin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlarla mücadele etmek, nihai bir çözümü temsil edemez ama toplumu apolitize etmek gibi bir olumsuzluğa kolaylıkla neden olabilir.

SORUNLARA SINIFSAL BAKAN STK’lar: Dördüncü sivil toplum anlayışı soruna "aşağıdan" dolayısıyla sınıfsal bir perspektiften yaklaşan anlayıştır. Sivil toplumu bir sosyal üretim ilişkileri bütünlüğü içine yerleştiren anlayıştır. Toplumsal olumsuzluklar ve kötülükler nereden ve nasıl kaynaklanıyor, eşitsizlik üreten ve onu sürdüren egemenlik ilişkileri nedir? Devlet ve kurumları son tahlilde kimin tarihsel çıkarlarını nasıl gerçekleştiriyor? Toplum, eşitsizlik ve sömürü temeli üzerinde oturmaya devem ederken, sistemin özüne dokunmadan, kurumları dönüştürmeden, alternatif ilişkileri yaratmadan 'kalpleri değiştirmek' mümkün müdür?

Bu yazı dizisinde İlimizdeki STK’ları çeşitli örneklerle etki sahalarını ve nerelerden etkilendiklerini yazmaya çalışacağım.

 

(DEVAM EDECEK)

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›