EMANETE RİAYET ETMEK


Bu makale 2020-07-14 09:16:23 eklenmiş ve 232 kez görüntülenmiştir.
TAHSİN ÖTGÜÇ

 

Emanet, insanın emin ve itimat edilir olması, kendine maddi ve manevi bir şeyin gönül rahatlığıyla korkusuzca teslim edilebilir ve istenildiğinde sağlam bir vaziyette alınabilir halde bulunması demektir. Ayrıca insanın bu eminliği sebebiyle, gerek Allah, gerek insanlar tarafından her hangi bir surette kendisine bırakılmış olan şeye de emanet denilir. İnsan, Cenab-ı Hak’kın emanetini taşıyan bir emin, bir vekil olma niteliğine sahip yegâne varlıktır. Bu sebeple, bütün varlıklar üzerinde hüküm ve tasarruf yetkisi, sadece insana verilmiştir. İnsan bu yetkiyi ne kadar mükemmel kullanıp yerine getirir ve emaneti yerli yerine koyabilirse, değeri o derece artar ve yükselir. Emanet ile hükmün, yani hâkimiyetin birbirinden ayrılmaması gereken alakasından dolayı, önce emanet, arkasından da adaletle hükmetme emredilmiştir. Bu bakımdan emin olmayanın adil olması herhalde düşünülemez. Yüce Allah Kuran’ında “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel bir öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür” buyurmuştur. (Nisa,58.)

İnsanın bütün davranışları, Rabbine, kendine ve halka karşı mükellef olduğu üç çeşit emanetin dışa akseden görüntüsüdür. Rabbine karşı emanete riayet eden kişi, Allah’ın hükümlerine, ilahi kanunlara uyar. Bu, bütün uzuvları ilgilendiren vazifelerimizle doğrudan alakalıdır. Çünkü insanın her uzvu kendisine verilen bir emanettir. Her emaneti, yerli yerinde ve Allah’ın rızasına uygun tarzda kullanmak gerekir. Aksi takdirde emanete hıyanet edilmiş olur. İnsanın kendine karşı eminliği, din ve dünya işlerinde en doğru ve kendine en faydalı olanı tercih edip seçmesi, zararlı olan her şeyden uzak durmasıdır. Halka karşı emanet sahibi olmak, insanların hak ve hukukunu gözetmek, onlara zarar ve ziyan vermemek, insanları aldatmamaktır. Yöneticilerin halka adaletli davranması, âlimlerin insanları hak olan yola, doğru itikada ve sahih amele sevk etmesi, halkın da yöneticilere ve âlimlere hıyanetten sakınması bu emanetin gereklerindendir. Eşlerin birbirine karşı hak ve vazifeleri, ırz ve namuslarını korumaları, çocuklarını terbiye etmeleri de emanetin içinde yer alır.

Allah Teala Kuran’ında “Biz emaneti göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan onu yüklenmiştir” buyurmuştur. (Ahzap, 72.) Cenab-ı Hak’kın göklere, yere ve dağlara sunduğu emanet, gerek kendi hukukuna, gerekse insanların hukukuna yönelik emir ve yasaklardan, zorlama ve cebirle değil, rıza ve seçme hürriyetiyle yaptırmak istediği fiiller, vazife ve mükellefiyetlerdir. Bu emanet, gök, yer ve dağların dayanamayacakları kadar zor, mesuliyeti  ağır bir yüktür. Bu yükün altında ezilmemek için sorumluluk duygusuyla hareket etmek lazım gelir. Tedbir ve temkini elden bırakmamak gerekir. İnsanoğlu çok zalim, haksızlığa ve başkasına eziyet etmeye çok yatkındır. Allah’ın ve kulların hukukunu yüklendiği halde, bunları gereği gibi yerine getirmediği için de kendine yazık etmektedir. Aynı zamanda çok cahildir. Çünkü âlim olsaydı, akıbetini bilir, düşünür ve zulmetmezdi. Bu gün yeryüzünde milyonlarca insan zulme maruz kalmaktadır. Bilinmelidir ki, zalimler bir gün kendileri de zulme uğrayacaklardır. O zaman gerçeği görecekler ama bir faydası olmayacaktır.

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde, “Münafığın alameti üçtür: Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünden cayar. Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” buyurmuştur. (Buhari, İman,24.) Münafıklık alametlerinden biri de emanete hıyanettir. Hıyanet, emanet edilen şeyde, dine aykırı şekilde tasarrufta bulunmaktır. Aynı zamanda emanet edilen bir şeyi, asıl sahibinin bilgisi ve izni dışında kullanmak da emanete hıyanetliktir. Emanete hıyanet etmek, onu gereği gibi koruyup kollamamak ilahi cezayı gerektirir. Münafıklığın üç alametinden biridir. Bir Müslümanda sözünü ettiğimiz üç alametin üçü varsa, o kimse amelde münafık olmuş olur. Böyle bir durum Müslüman için hüsrandır. Bundan dolayı söylem ve eylemlerin isabetli olması büyük önem arz etmektedir. Allah’a, insanlar ve kendimize karşı sorumlu olduğumuzun bilinci içinde hareket edilmeli, emanetin her türlüsünün hakkını verme adına gereği gibi muhafaza edilmelidir. İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya caminin müze olarak kullanılmasına son verilerek cami olarak ibadete açılma kararı, bir emanetin hakkını verme anlamını taşımaktadır. Zira Ayasofya, kiliseden camiye çevrilmiştir. İstanbul’un fatihi Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya’yı cami olarak İslam ümmetine emanet etmiştir. 86 yıldan sonra Ayasofya Cami’nin ibadete açılmasıyla emanete riayet edilmiştir. Türk milletine ve İslam ümmetine hayırlı olsun.

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Anket
BARTIN HALK GAZETESİ
© Copyright 2020 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Eybey Medya tarafından yürütülmektedir.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi