Ayşe Sevtap Uzun: “10 yıl önceki sözlerim hala geçerli”

Bartın’da Ziraat Mühendisleri Odasını kuran ve ilk temsilcisi olan Ayşe Sevtap Uzun, bundan 10 yıl önce Bartın’ın il oluşunun yıldönümü dolayısıyla düzenlenen bir panelde yaptığı konuşmadaki sözlerinin hala arkasında olduğunu söyledi.
Bu haber 2021-09-13 09:33:55 eklenmiş ve 279 kez görüntülenmiştir.

 

TOLGA AKINER

Bartın’ın gelişimi ve ekonomisi açısından çok büyük öneme sahip olan başta tarım olmak üzere pek çok konuda değerli ve önemli topraklarının rant ve siyasi istikbal için yıllara sari yok edildiğini savunan Uzun, daha o zamandan başta iktidar temsilcileri, yerel ve merkezi yönetim, kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere herkesin atılan adımlarda “kamu yararı ilkesine uygunluğu” irdelemek zorunda olduğuna dikkat çekmiş ve kamu yararı, sivil-resmi hepimizin baş ilkesi olursa Bartın’ın il oluşunun gerçekten kutlanabileceğini söylemiş.

 

“Hala yerimizde sayıyoruz”

 

Ziraat Mühendisleri Odası Bartın Temsilciliği’nin yanı sıra Bartın Çevre Meclisi üyeliğinde de bulunan Ayşe Sevtap Uzun, Bartın’ın çevre, kadın ve insan hakları ile ilgili mücadelelerdeki rolü ile yakından tanıdığı sevilen bir isim. Uzun, geçtiğimiz günlerde Bartın’ın il oluşunun yıldönümü dolayısıyla sosyal paylaşım sitesi Facebook’taki sayfası aracılığıyla takipçileriyle eski bir konuşmasını paylaştı. “Bartın’ın il oluşunun 30. yılıymış... Herkes pek bir mutlu ve de sevinçli. Etkili yetkililer ha babam açıklama yapıp, “Bartın’ın ne kadar muhteşem bir kent olduğunu” söylemekte. Öyle mi gerçekten?” diye soran Uzun, bundan 10 yıl önce yani Bartın’ın il oluşunun 20. yılı nedeniyle düzenlenen bir sempozyumda Ziraat Mühendisleri adına yaptığı konuşmanın hala arkasında olduğunu vurguladı. Uzun, “Bence hala yerimizde sayıyoruz ve benim 10 yıl önceki sözlerim hala geçerli” dedi ve o konuşmayı paylaştı. İçeriği itibariyle kentimizde yaşayan büyük bir çoğunluğun altına imza atacağına inandığımız o konuşmada Uzun şunları söylemiş:

“Bu gün burada bulunanlar hepimiz, ortaklaşa yanımız olan toplum halinde bir arada yaşama zorunluluğumuz gereği buradayız. İşte bu zorunluluk nedeni ile de yaşadığımız kent Bartın için 2 tatil günümüzü bazılarımız kutlayarak, bazılarımız eleştirerek, bazılarımız da dert yanarak geçiriyoruz...

Ama adı kutlama, eleştiri, dert yanma ne olursa olsun, yerleştiğimiz ve kendimizi birarada yaşamak zorunda hissettiğimiz, kuralları ve kuralsızlıkları ile boğuştuğumuz, bu kuralları kimlerin koyduğunu ve koruduğunu tarihler boyunca tartıştığımız ve tartışacak olduğumuz, bize ait veya bizimle ilgili olan her şeyi yeşerttiğimiz veya gömdüğümüz, umutlarımızı, kucaklaşmalarımızı, ağıtlarımızı, yanıbaşımızda yaşanan dramlara seyirci kalışımızı, bizlere sorulmadan, bizler adına alınan kararları işte bu tip toplantılarda hep birlikte, kavga etmeden, ama eleştirilere de tahammüllü olarak tartışabilir, konuşabilirsek eğer, esas kutlamaları işte o zaman yapabiliriz arkadaşlar! İşte bizlerin önünde il olmanın gerçek anlamda kutlanabileceği günlerin yolunu açabilecek bu toplantıda ben de bir ziraatçı olarak görüntüde geçim kaynağım, ama özünde benim ve sizlerin yaşam kaynağı olan topraklarımızı konuşacağım, bazılarınızı eleştireceğim, biraz da dert yanacağım.

Günümüzde özellikle uluslararası düzeyde yaşanan kavga ve savaşların temelinde içgüdüsel beslenme problemleri ve dolayısıyla besin üretecek topraklara sahip olma zorunluluğu yatar. Bunun yanı sıra toplumsal refah ve gelişmişlik ise insanların doğayı ve doğal kaynakları akıllıca ve planlı kullanmakla elde ettikleri başarı ile yakından ilgilidir. Dolayısıyla doğal kaynaklarını bilimsel, akılcı yöntemlere dayalı planlamalarla kullanan toplumlar, her zaman daha güçlü ve refah düzeyi yüksek toplumlar olmuşlardır.

Toplumların vazgeçilmez doğal kaynaklarından biri olan toprakların tüm dünya üzerindeki kalınlığı yaklaşık 1.5-2 metredir. Dünyanın yarıçapının 6 bin 378 km olduğu gerçeğinden hareketle milyonlarca yılda oluşan toprakların önemi kafamızda daha iyi somutlaşmıştır sanırım.

İşte bu kadar büyük bir öneme sahip topraklarımızın önemi ne yazık ki bizim ülkemizde onlarca yıldır bir türlü anlaşılamamıştır. “Allah’ın toprağı canım, biter mi?” mantığı ile bir yandan halk tarafından ama büyük bir kısmı yanlış siyasi ve bürokratik kararlarla yetkililer tarafından talan yolu açılarak binlerce dönüm tarım toprağımız yok edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir.

İşte Bartın’da da yaşanan bu talana il olduğumuz 20 yıldır mücadelenin birebir içinde olan bir ziraat mühendisi ve il olduğumuz yıl oda temsilciliğimizi kuran biri olarak büyük bir çaba ile karşı durmaya çalışsam da engel olamadığım özeleştirisini burada vermekten de gocunmadığımı belirtmek isterim.

1988 yıllarında Bartın’da yöredeki tuğla fabrikalarına hammadde olarak günde 3-5 kamyon kadar taşınan tarım topraklarımız, il olduğumuz 20 yıldan beri binlerce dönüm, milyonlarca kamyona çıkmış ve bu gün en verimli tarım arazilerimiz artık tamamen bitme noktasına gelmiştir. Nasıl mı? İl olmadan önce her gün birkaç kamyon çalınarak yok edilen tarım topraklarımızın tam ortasından geçirilen şehirlerarası yol etrafında, il olduktan sonra büyük bir hızla yapılaşma baskısı artmıştır. Çünkü hata en başta yapılmış, bilime aykırı ama bazı çıkarlara uygun bu yol tarım topraklarımızı tam göbeğinden biçmiştir bir kere.

Artık hal böyle olunca yol çevresine hemen oteller, sanayi siteleri, toptancılar sitesi, terminal, belediye, valilik, okul gibi kamu binaları ve son olarak üstüne tüy dikme misali bilim yuvası üniversite kurulur. Artık yol açılmıştır ya, gerisi çabucak getiriliverir bizim memleketimizde. Ama bu süreçte bilimden ve akıldan yana olan sivil toplum örgütleri avaz avaz bağırır! “Yanlış yapılıyor” diye, ama sesleri bir türlü duyulmaz, duyulmak istenmez her nedense?

Yine bu süreçte emeği ile geçinen geniş halk kesimlerinin yaşamını doğrudan ilgilendiren böyle büyük bir karar onlara da sorulmamıştır. Bu büyük kararı verenler kimlerdir dersiniz? İktidar sahipleri, imtiyazlılar, rantiyeciler... İşte onlar için feda edilir binlerce dönüm toprağımız ama özünde yaşamlarımız. Oysa doğa affetmez, affetmemektedir de... Yanlış alınan kararlarla imara açılan tarım toprakları doğanın ikazı ile karşı karşıya kalır sık, sık... Ya selle, ya depremle doğa hatalarımızı yüzümüze bir şamar gibi vurur ve bağırır: “Bir daha yanlış yapma!” Ama duyan olmaz bu ülkede. O nedenle ülkemizde de, Bartın’da da yeni bir anlayışa ihtiyaç var arkadaşlar. Nedir bu yeni anlayış? Yerel ve merkezi yönetimler için geliştirilecek ve uygulanacak politikalar o konunun sahiplerinin eseri olmak zorundadır. Öyle ise hangi alanda, hangi konuda olursa olsun sahibinin sesini değil, o konunun sahiplerinin sesini dinlemek gerektiğini hepimiz kabul edip, kafalarımıza çakmak zorundayız.

Bu kentte yaşayanların ve her an bu kentin sorunları ile yüz yüze kalanların, bu sorunların cefasını çekenlerin yani halkın kentin bu günü ve geleceği hakkında söz ve karar hakkına sahip olması gerektiğini kabul etmek zorundayız. Başta iktidar temsilcileri, yerel ve merkezi yönetim, kamu kurum ve kuruluşları attıkları her adımın kamu yararı ilkesine uygunluğunu irdelemek zorunda olduklarını kabul etmek zorundadırlar.

İşte ancak toplumun tüm kesimlerinin istek ve gereksinimlerini, doğal çevrenin kendini yenileme gücünü tahrip etmeden toplumun asgari müştereklerde uzlaşmaya varmasını sağlayarak karşılamak diye tanımladığımız kamu yararı, sivil-resmi hepimizin baş ilkesi olursa eğer 20 yıl sonra Bartın’ın il oluşunun 40. yılını, gerçekten kutlayabiliriz belki de!”

ETİKETLER : Bartın Ayşe Sevtap Uzun Ziraat Mühendisleri Odası Bartın Çevre Meclisi
Diğer GÜNCEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›