Şeker Cargill'e, fındık Ferrero'ya, ekonomi Mc Kinsey'e emanet

AK Parti hükümetini ekonomi politikaları üzerinden eleştirmeyi sürdüren SP Bartın İl Başkanı Ünal Yurtbay, "Şeker Cargil'e, fındık Ferraro'ya, ekonomi Mc Kinsey'e emanet. McKinsey Türkiye’ye atanmış bir kayyumdur. Türkiye buna layık değildir” dedi.
Bu haber 2018-10-05 16:05:40 eklenmiş ve 270 kez görüntülenmiştir.

 

Saadet Partisi Bartın İl Başkanı Ünal Yurtbay, ülke ekonomisinin ve pek çok firmasının ABD’ye teslim edilmesini eleştirirken, şekerin Cargill’e, fındığın Ferrero’ya ekonominin de McKinsey’e emanet edildiğini savundu. Ekonominin dış politikadan ayrı tartışılamayacağının da altını çizen Yurtbay, “Bir ülkenin geleceğini bir kişiye bağlamak ne kadar yanlış ise bir ekonominin geleceğini dışarıdan gelecek bir şirkete bağlamak da o kadar yanlıştır. McKinsey Türkiye’ye atanmış bir kayyumdur. Türkiye buna layık değildir” dedi. Çiftçi borçlarının son 15 yılda 90 kat arttığına dikkat çeken SP Bartın İl Başkanı Yurtbay, ülkemiz açısından stratejik öneme sahip kuruluşların özelleştirmelerinin genele bakıldığında hüsranla sonuçlandığını öne sürdü. Yurtbay sadece Telekom’un Türkiye’ye maliyetinin 100 milyarı bulduğunu savundu. Yurtbay, “100 yıllık birikimlerimiz 15 yılda sıfırlandı. Türkiye şu anda kâğıtta yüzde 100 bağımlı hale geldi. Türkiye’yi bu hale düşürenler hesap veremezler. Kâğıt krizi yüzünden kitap basılamaz ve gazete basılamaz hale geldi” dedi.

 

Güçlü Meclis, güçlü ülke…

 

Yurtbay, ülke gündemindeki önemli konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TBMM’de yeni yasama yılının başladığını anımsatan Yurtbay, “Yeni yasama yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Milletvekilleri, yapacakları çalışmalarda bir kişinin değil, 81 milyonun temsilcisi olduklarını unutmamalıdırlar.

Meclis güçlü olursa ülke de güçlü olur” dedi. Yurtbay, açıklamasını şöyle sürdürdü:

 

Adalet, etkiden ve önyargıdan arındırılmalı

 

“Gücün hukuku değil, hukukun gücünü koruyan bir duruş ortaya koymalıdırlar. Hukukun üstünlüğü mutlak süreçte tesis edilmelidir. Etkiden ve önyargıdan arındırılmış bir adalet mekanizması kurulmalıdır. Kimse adalete güvenmiyor. Bunun yeniden tesisi için icra makamı bunu mutlaka çözmelidir. Adalet sistemi kurulmalıdır. Temel hak ve özgürlükler teminat altına alınmalıdır. Düşünce ve basın özgürlüğü kâmil manada sağlanmalıdır.

 

Ayrıştırıcı değil birleştirici üslup ve dil

 

Ülkede barış ve huzur ortamını temin edecek bir dil ve üslup kullanılmalı. Herkes için gereklidir ama özellikle iktidar için gereklidir. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi meseleleri algılamayanları hemen hain diye itham ediyorlar. Bundan vazgeçmeleri gerekiyor. Bunda en büyük görev Cumhurbaşkanı’na ve partisine düşüyor.

 

Milli birlik ve beraberlik süreci başlatılmalı

 

Bütün milletvekilleri yolsuzluk ve israfın üstüne gitmeli ve ülke kaynaklarının sıkı bir takipçisi olmalıdır. Devlet yönetiminde torpil değil, ehliyet ve liyakatin esas alınması mutlaka sağlanmalıdır. Parlamento’da her konu tartışılabiliyorsa bu dışarıya verilecek en ciddi mesajdır. Milli birlik ve beraberlik süreci başlatılmalıdır. Kardeşlik yurdu Türkiye için herkes üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.

 

IMF’den daha beteri

 

Ekonomi asla dış politikadan ayrı tartışılamaz. Bir ülkenin geleceğini bir kişiye bağlamak ne kadar yanlış ise bir ekonominin geleceğini dışarıdan gelecek bir şirkete bağlamak da o kadar yanlıştır. Geçmişte iktidarda bulunan arkadaşlar IMF’ye borçlarının kalmadığına ısrarla vurgu yapıyorlardı. IMF onlara demokrasinin üzerinde bir kılıç görevi görüyordu. Şimdi daha beteriyle karşı karşıya kaldık. Ekonomi yönetiminin ABD ile özdeşleşen McKinsey şirketine teslim edilmesiyle gördük. Herkes biliyor ki bu McKinsey basit bir şirket değil. 90 yıla yakın bir geçmişi var. Nerede bir acı olay varsa bu şirketin konuyla ilişkisi çıkıyor.

 

Türkiye buna layık değil

 

Baştan söylüyoruz, McKinsey Türkiye’ye atanmış bir kayyumdur. Maalesef bu iktidar kayyumlarla ünlüdür. Geldiğimiz noktada yürütülen yanlış politikalar ile Türkiye’ye ABD’li bir şirkettin kayyum atanmasından dolayı üzüntü duyuyoruz. Türkiye buna layık değil!

 

Çiftçinin borcu 15 yılda 90 kat arttı

 

Tarım ve hayvancılık bitmiş. Ziraat Mühendisleri Odası raporuna göre, geçen yıl çiftçiye 12,7 milyar destek verilmişti. Tarım kanununa göre, milli gelirin yüzde 1’inden daha az destek verilemez. 35 milyar TL destek verilmesi gerekiyordu. Dışarıdan getirilen tarım ürünlerine ödenen fiyat 66 milyar TL. Yabancı çiftçiye bizim çiftçimizin iki katından daha fazla destek veriyoruz. Çiftçinin borcu son 15 yılda 90 kat artmıştır. Araziler ekilmiyor. Ama biz bütün tarım arazilerimizi ekeceğiz. Çiftçiye vergisiz mazot verirseniz, ABD ve AB’ye verdiğiniz paradan daha azına mal olur. Ancak şekeri Cargill’e, fındığı Ferrero’ya ve ekonomiyi de McKinsey’e emanet ederseniz böyle bir meseleniz olmaz.

Fransa’da bir tarım fuarı tertipleniyor. Bu fuarın onur konuğu kim, tarımı dibe vurmuş Türkiye! Fransa, Türkiye’deki önemli bir bakana üstünlük nişanesi vermişti. Ondan sonra onun arkasına baktığımızda, 250 milyon dolarlık canlı hayvan ticaretinin olduğunu görmüştük. Umarız bizi ileride şoka sokacak bir gelişme yaşanmaz. Bizim üreticimize balya, bakana da nişane veriyorlar!”

 

Telekom’un Türkiye’ye maliyeti 100 milyarın üzerinde

 

Türkiye çok ciddi problemlerle karşı karşıya… Bildiğimiz kadarıyla 2001 yılındaki krizde bu şirketin ve çevresindekilerin telkiniyle Tekel, Türk Telekom, TEDAŞ, TÜPRAŞ, PETKİM ve SEKA gibi varlıklarımız özelleştirildi. Bunlardan bir kısmı isabetli olabilir. Ama genel olarak baktığımızda hüsranla sonuçlandı. Telekom Türkiye’nin en büyük varlıklarından bir tanesiydi. Telekom özelleştirildikten sonra satıldı, içi boşaltıldı. Türkiye’nin en fazla vergi veren kurumu olan Telekom, şu an en borçlu kurumu haline geldi. Telekom’un Türkiye’ye maliyetinin 100 milyar liranın üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

 

100 yıllık birikimlerimiz 15 yılda sıfırlandı

 

Her özelleştirilen kurumun ayrı bir hikâyesi var. 100 yıllık birikimlerimiz 15 yılda sıfırlandı. Türkiye şu anda kâğıtta yüzde 100 bağımlı hale geldi. Türkiye’yi bu hale düşürenler hesap veremezler. Kâğıt krizi yüzünden kitap basılamaz ve gazete basılamaz hale geldi.

 

Ekmek fiyatını düşürmek fırıncının elinde değill

 

Vatandaş zamlarla boğuşuyor. Zam, vatandaşın boğazına geldi. Doğalgaza 3 ay içinde yüzde 9 şeklinde, toplamda yüzde 30’un üzerinde zam geldi. Elektrikte benzer bir zam furyası var. Elektrikte şirketlere yapılan zamlar yüzde 50’leri buldu. Elektrik zammından etkilenen birçok kesim var. Bugün herkes ekmek zammını konuşuyor. Fırıncı unu alıyor, işliyor, ekmek yapıyor. Son 10 yıldır buğday fiyatlarına bir bakın. Tarlasını sulatana yüzde 50 zam yaparsanız, çiftçi daha ucuz ürün üretemez. Ekmek fiyatlarını düşürmek fırıncının elinde değil.”

ETİKETLER : Bartın TBMM Saadet Partisi AK Parti Ünal Yurtbay Mc Kinsey Cargill Ferrero Telekom ABD AB TEDAŞ TÜPRAŞ PETKİM SEKA
Diğer SİYASET haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
BARTIN HALK GAZETESİ
© Copyright 2013 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi