“Yeni Türkiye Sosyolojisi, Orta Sınıflaşma ve 15 Temmuz” anlatıldı

Bartın Üniversitesi Çeşm-i Cihan Sohbetleri'nin 11’incisi Prof. Dr. Erdinç Yazıcı’nın verdiği “Yeni Türkiye Sosyolojisi, Orta Sınıflaşma ve 15 Temmuz” adlı konferansla gerçekleştirildi.
Bu haber 2019-12-20 09:44:09 eklenmiş ve 479 kez görüntülenmiştir.

 

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, gerçekleştirilen etkinliklerle bilimsel, sosyal ve kültürel zenginliğin arttırılmasının hedeflendiğini söyledi.

 

Uzmanlar öğrencilerle buluşuyor

 

Çeşm-i Cihan Sohbetlerinin 11’incisini düzenleme kıvancını yaşadıklarını aktaran Rektör Uzun, “Bu zamana kadar her etkinliğimizin katılımcılarda yeni bir ışık oluşturduğuna ve aynı zamanda onlarda bir tebessüm bıraktığına şahit olmak mutluluğumuzu daha da arttırdı. İnanıyorum ki değerli misafirlerimizin bizlere aktardıklarından sonra, hepimiz farklı duygular ile ayrılacağız buradan. Tecrübelerimize yenilerini ekleyecek, olay ve olgulara bakarken farklı pencereler aralayacağız” dedi.

 

 

“15 Temmuz’da şanlı bir istiklal mücadelesi daha verildi”

 

15 Temmuz 2016 gecesi, destansı bir mücadeleye şahit olduklarını vurgulan Rektör Uzun, “Bundan 3 yıl önce bu topraklarda, tarihe bir kahramanlık destanı olarak yazılan şanlı bir istiklal mücadelesi daha verilmiştir. 15 Temmuz 2016 gecesi, Aziz Milletimizin sokaklara, meydanlara inerek; imanından aldığı güç ve büyük cesaretle bir kez daha istiklali ve istikbali için verdiği destansı mücadeleye şahit olduk.  Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğindeki direnişte Fetullahçı terör örgütünün hain girişimi bertaraf edilmiş, sinsi planlar boşa çıkarılmış oldu.  Öncelikle yaşanan bu mücadelede şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerime uzun ömür ve sağlık dilemek istiyorum” diye konuştu.

 

“Direnişin altında ‘Yeni Türkiye’ var”

 

Rektör Uzun, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin Türk Siyasi Tarihindeki diğer darbe girişimlerinden farklı bir durumun ifadesi olduğunun altını çizerek, konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Türkiye’nin siyasi tarihine baktığımızda darbelerin çokça yaşandığını ve bunun artık sıradan bir hale geldiğini görebiliriz. Merhum Adnan Menderes’e düzenlenen 27 Mayıs Darbesi ile siyasi tarihimize giren ‘darbe’ kavramı belli aralıklarla kendini hep gösterdi. Ne yazık ki 15 Temmuz’a kadar hep belli oranlarda başarılı oldu. Peki, 15 Temmuz’u diğerlerinden ayıran neydi? İnsanlarımızın canları pahasına olan bitene engel olma çabasının altına yatan sebep neydi? Galiba bu soruların cevabı, ‘Yeni Türkiye’ kavramının altında gizli. Artık ülkemiz geçmişin çekingenliğinden uzak, söz dinleyen değil söz söyleyen, takip eden değil iz bırakan bir ülke olma yoluna girdi. Cumhurbaşkanımızın önderliğinde sürdürülen bu süreçte halkımızda bu yeni Türkiye’yi benimsedi diyebiliriz. 15 Temmuz direnişinin altında yatan sebebin bu Yeni Türkiye Felsefesinin içinde gizli olduğuna inanıyorum. Halkımız, ülkemizi ileriye taşıyan hamlelerden alıkoyacak her müdahaleye ciddi anlamda karşı durmaktadır. Bu ister bir darbe girişimi olsun ister dış ülkelerin ülkemiz üzerindeki oyunları olsun.”

 

 

Osmanlı Devleti’ndeki dönüşüm aktarıldı

 

Ardından geçilen konferansta Prof. Dr. Erdinç Yazıcı, tarihi bir perspektifte modernleşme kavramını değerlendirdi. Yazıcı, şunları söyledi:
“Eski Türkiye sosyolojisi demek, Orta Çağ’dan bu yana var olan ve geçen yüzyılın başı ile 19’uncu yüzyılın ortasına tekabül eden dönemdir. Yani eski Türkiye sosyolojisi, ekonomisi tarıma ve ticarete dayanan, o döneme ve toplumun kültürel kodlarıyla özdeşleşmiş bir durumdur. Aslında o dönemde batıyla çok farklı değiliz. Batı’da bu dönemde zanaatkârlığın, tarım ve ticaretin hüküm sürdüğü bir yapıdaydı. Modernleşme, Batı’da sanayi devrimiyle başlayan yeni bir dünya ve yeni bir toplum ile birlikte yeni bir sosyolojinin inşa edildiği süreçtir. Bu sürece modernleşme süreci diyoruz. Batı’da modern sanayi toplumunun inşasıyla ortaya çıkan bir yaşam tarzını ifade ediyoruz. Bütün bu değişimleri gerçekleştiren toplumlar sanayi toplumu olarak yollarına devam ettiler. Bu toplumlar inanılmaz üretimler yaparak, sömürgecilikle birlikte dünyanın dengesini bozdular. Böylece Batı merkezli bir dünya örgütlenmesi ortaya çıktı. Osmanlı Devleti de dünyada yaşanan değişime ayak uydurmak için girişimlerde bulundu. 18. yüzyıldan itibaren Batı’da yükselen bu yeni döneme intibak etmek isteyen Osmanlı aydınlarıyla karşılaşmaya başladık. Bu kişiler Batı’daki gelişmelere cevap üretmek için çaba sarf etmeye başladı. Ancak Osmanlı, Batı’daki bu meydan okumasına karşı bir cevap gerçekleştiremediği için dramatik bir şekilde çökerek, tarih sahnesinden çekildi. Aslında bu durum bir siyasi iradenin tarih sahnesinden çekilmesi değil, bir toplumun bütün kültürel kimliğiyle tarih sahnesinden çekilmesi anlamına geliyordu. Yani Osmanlı’nın çöküşü bir otoritenin çöküşü değil, aslında büyük bir medeniyetin çöküşü anlamına geliyordu.

 

“Modernleşme tam anlamıyla sağlanamadı”

 

Cumhuriyetin başından itibaren her ne kadar kurumsal modernleşmeyi Türkiye başarmış olsa bile esas olarak sosyolojimiz bu dinamikleri kendi içerisinde üretemediği için bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Zaten modernleşme kararlarıyla bir sosyolojiyi ayağa kaldırmak akşamdan sabaha mümkün olacak bir şey değildi. Bunun için Cumhuriyet Döneminde uzun bir modernleşme yaşadık. Siyasi ve elitlerin modernleşmesiyle sokaktaki durumun bir birleriyle örtüşmemesi nedeniyle de bazı gerilimler yaşadık. Bu durum Cumhuriyetin uzun zaman birleştiremediği bir ayrıma neden olmuştur. Toplumsal olarak bu neticelerle beraber bir maliyet de ödedik. Toplum ve devlet farklılaşması, uzun süren bir süreçte bizlere maliyetler getirdi.

 

Modern ama geleneksel

 

Modern toplumda bir piramidin en alt kısmından yukarıya doğru bir yükseliş vardır. Türkiye’de ise böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Türkiye’de yönetimin söylediklerine kesin gözüyle bakılır. Bu da zaten modernleşmenin tam anlamıyla gerçekleşmemesinden kaynaklanan, geleneksel yapının bir devamı olarak bizlere yansımaktadır. Sadece siyasette ve devlet yönetiminde değil, aile yapısında da bu durum söz konusudur. Biçimsel olarak modern ama uygulamada geleneksel bir sisteme sahibiz.

 

“Yeni Türkiye sosyolojisi üçüncü neslin eseri”

 

Sanayi Devrimi ile birlikte köylerdeki işsizliklerle birlikte büyük şehirlere göçler oldu. Bu göçlerle gelen kuşak eğitimsiz ve ekonomik anlamda güçsüzdü. Bu durum Türkiye’deki büyük şehirlerde değişimlere neden oldu. Bu göçle gelen neslin çocukları ve torunları, yani üçüncü nesil yenilikçi, özerk, resmi ideoloji ve devlet otoritesi dışında yer alan orta sınıf sosyolojisini oluşturdu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bu neslin bağrından çıkıp gelmiş biri olarak, bu sosyolojinin öznesi olarak güçlü bir liderlik sergiledi. Eski Türkiye’de gerçekleştirilen darbelerde halk bazı nedenlerden dolayı geleceğe bir pişmanlık mirası bırakıyordu. Sonrasında gelen nesil bu hikâyelerle büyüse de ekonomik anlamda güçlü olamadıkları ve yeterli bilinç düzeyinde olmadıkları için darbelerin karşısında duramadılar. Ancak, günümüzde gelişmişlik düzeyi yüksek toplum yapısı dolayısıyla halk doğrudan darbeye karşı durma iradesini ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanımızın da bu neslin bir öznesi olarak, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain saldırı başarısız olmuştur. Bu nesil farklı ideolojik fikirlere sahip olsa da önce vatan deme iradesi göstermiştir.”

ETİKETLER :
Diğer EĞİTİM haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Anket
BARTIN HALK GAZETESİ
© Copyright 2020 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Eybey Medya tarafından yürütülmektedir.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi