Kadınlar, “yaşamak istiyor”

Kendilerine yönelik şiddete “dur” demek için sokağa çıkan Bartınlı kadınlar, “Yaşamak istiyoruz”, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” sloganlarıyla seslerini duyurmaya çalıştılar. Hükümet Caddesi üzerinde cinayet kurbanı kadınları sembolize eden kadın ayakkabıları ve mumlar eşliğinde yapılan Bartın Platformunca yapılan basın açıklamasının ardından üstünde “Yaşamak İstiyor” yazılı dilek fenerleri gökyüzüne bırakıldı.
Bu haber 2019-11-26 16:24:46 eklenmiş ve 186 kez görüntülenmiştir.

 

NİLÜFER ŞAHİN PİŞKİN

Bartınlı kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde ‘Yaşamak İstiyoruz’ demek için Bartın Kadın Platformu çağrısıyla bir araya geldi. Buluşmanın adresi ise Hükümet Caddesi oldu. Sık sık “Kadına şiddete hayır” ve “Yaşamak istiyoruz” sloganlarının atıldığı basın açıklamasında anlamlı bir de mizansen sergilendi. Kadınlar, Türkiye’de Ekim ayı içinde öldürülen 36 kadını temsilen cadde üzerine mumlar yakıp kadın ayakkabıları bıraktılar. Basın açıklamasında şöyle denildi:

“25 Kasım, Dominik Cumhuriyetinde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerin sistem tarafından katledildiği tarihtir. Mirabel kardeşler, ülkelerinde siyasal özgürlük için kararlılıkla mücadele ederek Latin Amerika'daki diktatör Rafael Leonidas Trujillo’ya meydan okur. Bu yüzden diktatörlük tarafından zulme uğrayarak pek çok kez hapsedilir ve en son olarak da 25 Kasım 1960 yılında arabalarından zorla indirilerek tecavüz ve işkenceyle katledilirler. Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının Kelebek olmasından da esinlenerek; o günden sonra bu üç kız kardeş, gerek Dominik'te gerek dünya da ‘Kelebekler’ diye anılırlar. Önce 1981'de Dominik'te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında; 25 Kasım, ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü’ olarak kabul edilir. Daha sonra 1985 yılında, BM tarafından ‘25 Kasım, kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için uluslararası mücadele’ günü ilan edilir. 1981’den bu yana dünyanın dört bir köşesinden kadınlar, efsaneleşen bu üç kelebeği anıyorlar.

 

 

“Hükümetin politikaları şiddeti artırıyor”

 

Kadınların birçok hakkını yüzyıl önce elde ettiği ülkelerde bugün seçme seçilme, üreme, boşanma, sosyal güvenceye sahip olma, eşit işe eşit ücret gibi en temel medeni ve sosyal ve ekonomik haklar ayaklar altına alınmaktadır. Diğer yandan da, tüm bu saldırılara ve yarattığı şiddet biçimlerine, kürtaj yasaklarına, yoksulluğa, işsizliğe, ayrımcılığa karşı dünyanın her yerinde kadınların itiraz ve direnişleri yükselmektedir. AK Parti’nin politikaları kadına yönelik şiddeti artırmaktadır.

 

“Günde 2 kadın öldürülüyor”

 

Kadın emeğine, bedenine, kimliğine karşı saldırı hiç olmadığı kadar artmıştır. Neredeyse günde iki kadın, genellikle de en yakınındaki erkekler tarafından, öldürülmektedir. Son 17 yılda öldürülen kadınlar ne yazık ki, 15 binin üzerine çıkmıştır. 2019’un sadece Eylül ve Ekim aylarında 86 kadın katledildi. Emine Bulut’un ‘Ölmek İstemiyorum’ çığlığı hiçbirimizin kulağından silinmedi. En temel hakkımız olan yaşam hakkımız için ‘Yaşamak İstiyoruz’ diyerek sokaklara çıktık, erkek şiddetine sessiz kalmıyoruz.

 

 

“Kadın itibarsızlaştırılmak isteniyor”

 

AK Parti’nin cesaretlendirdiği eril zihniyetin beslediği bu cinayetlerde, katilleri koruyan, cezasız bırakan eril yargı suç ortağıdır. Ceren Damar Şenel cinayetine ilişkin görülen duruşmada sanığın, öldürdüğü kadını itibarsızlaştırmak istemesi boşuna değildir. Çünkü bunun yargıda bir karşılığı olduğu ve erkeğin lehine sonuçlar çıktığı bilinmektedir. Yine AK Parti Vekili Şirin Ünal’ın evinde gerçekleşen Nadira Kadirova’nın ölümü, birçok yönüyle ülke gerçekliğini gözler önüne sermektedir. Ölümün örtbas edilmesi, ailenin tehdit edilmesi, mafyavari yöntemlerin giderek olağan hale geldiğini açıkça göstermektedir. Savcılığın, Kadirova’nın arkadaşına ‘Siz Kadirova'yı fuhuşa mı götürüp getiriyor muşsunuz?’ diye sorması, yargının erkekleri korurken, öldürülen kadınların itibarına saldırmakta ne kadar ileri gidebileceğini göstermektedir. Eril yargının karşımıza dikildiği erkek egemen yargı ve kadınları ölümle tehdit eden erkek egemen devlete karşı Emine Bulut, Ceren Damar Şule Cet ve tüm kadın cinayeti davalarında mahkeme salonlarını doldurduk. Haklarımıza ve hayatlarımıza yönelik saldırılar sistematik bir biçimde devam ediyor. Çocuk yaşta evliliklerin önünü açan ‘Çocuk İstismarı Yasası’ yeniden gündemde. Kadınları değil kadınların şiddet gördüğü ve hatta öldürüldüğü aileleri korumayı kafasına takmış bir iktidarla karşı karşıyayız.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde en önemli iki yasal araç olan, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Ailenin ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun iptal edilmek istenmektedir. Bunun yanı sıra hazırlığı devam eden 2.yargı paketinde, kadınların nafaka hakkının elinden alınması ve defalarca kadın mücadelesiyle geri çektirilen çocuk istismarını meşrulaştıran, istismarcıları affetmeyi hedefleyen ‘tecavüzcü affı’nın yer aldığı söylenmektedir.

 

“Ölmek istemiyoruz”

 

Devleti yönetenler, canımızı korumak yerine her gün kadını erkeğin malı gören, kadının yaşam hakkı yerine aileyi önceleyen açıklamalar yapıyor, kadınların kaç çocuk doğuracağından, nasıl giyineceğine, sokakta özgürce dolaşmasından, çalışıyor olmasına, kahkahasına kadar müdahale ediyor. Biz ‘yaşamak istiyoruz’. Sokaklarında özgürce dolaşabileceğimiz, erkek şiddetiyle katledilmediğimiz, şiddete ve tacize uğramadığımız bir ülkenin sokaklarında bir kadın olarak korkusuzca yaşamak istiyoruz. Gece eve dönerken ne giydiğimizi, eve varacağımız saati, şiddete uğradığımızda polisin, devletin kadını yargılayıp yargılamayacağını düşünmek istemiyoruz.

 

“Gücümüz kalmadı”

 

Ekonomik krizin her geçen gün belimizi daha çok büktüğü bu günlerde evde kaynayacak çorbayı düşünecek, çocuklarımızın eğitimine geleceğine kaygılanacak, tüm aileyi doyururken bir yandan esnek ve güvencesiz çalışmayı kaldıracak gücümüz kalmadı. Bize yoksulluğu reva görüp, koca şirketlerin borcunu bir çırpıda silen devlet, bizlere ekonomik şiddeti de reva görüyor.

 

 

“Hukuksuz uygulamalar arttı”

 

AK Parti döneminde, çalışma yaşamı kadın düşmanı politikalarla kadın ve emek karşıtı esnek, güvencesiz, parçalı istihdam biçimleriyle yeniden yapılandırıldı. Baskı ve örgütlülüğü parçalamaya dönük, başta KHK’larla işten atmalar olmak üzere, yasal ve hukuki dayanağı olmayan uygulamalar arttı. Tüm bu kadın düşmanı politikalar, işyerlerinde daha fazla eşitsizlik, yoksulluk, ayrımcılık, cinsiyetçilik, mobing ve şiddet olarak karşımızda. Çalışma yaşamı ve koşulları, tüm emekçiler açısından özellikle de kadınlar açısından şiddetin kendisi haline gelmiş durumdadır.

 

“Mücadelede kararlıyız”

 

Yaşadığımız her türlü şiddetin karşısında kadın dayanışması var. Kadın haklarına ve özgürlüğüne dair bugün ne kazanımlarımız varsa tümü kadın mücadelesinin sonucudur. Bizi yaşatan, bize umut veren birbirimize uzattığımız ellerimizdir. Yaşadığımız ülkedeki örgütlü kötülüğün üstesinden gelebilecek güç kadınların mücadelesinde saklı. Bu 25 Kasım’da kadına yönelik her türlü şiddete karşı ‘ölmek istemiyoruz.’ haykırışıyla alanlardayız. Tüm kadınları; kadına yönelik her türlü şiddete, kadın cinayetlerine, savaşa, ekonomik krize, cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa, sömürüye, otoriterliğe karşı; Mirabel kardeşlerin mücadelesini büyütmeye, çağırıyoruz. Bartın Kadın Platformu'nun çağrısına kulak verdiğiniz ve dayanışmayla yanımızda olduğunuz için teşekkür ederiz. Yaşasın kadın dayanışması.”

ETİKETLER : Bartın Bartın Kadın Platformu kadına yönelik şiddet 25 Kasım
Diğer GÜNCEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Anket
BARTIN HALK GAZETESİ
© Copyright 2013 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
Bartın Web Tasarım