Yurtbay: “Bartın’ın sorunlarını çözmeye muktediriz”

Saadet Partisi Bartın İl Başkanı Ünal Yurtbay, yandaş basın tarafından her şey güllük gülistanlık gibi gösterilmeye çalışılsa da Türkiye’nin büyük bir ekonomik sıkıntı içinde olduğunu savunurken, vatandaşların ve esnafın perişan durumda olduğunu savundu. “Beceremiyorsanız bize ya da başka bir bilene sorun” diyerek hükümete yüklenen Yurtbay, Saadet Partisi olarak hem ülkeyi hem de Bartın’ı yönetebilecek bilgi, beceri ve kadrolara sahip olduklarını da sözlerine ekledi. Yurtbay, 31 Mart yerel seçimlerinde tüm il, ilçe ve beldelerde adaylarını çıkartacaklarını ve vatandaşlardan Milli Görüşçü Belediyecilik için oy isteyeceklerini söyledi. Hükümet kanadını dinleyenlerin sanki bu ülkeyi 2002’den beri muhalefetin yönettiği düşüncesine kapıldığını belirten Yurtbay, “Ülkede bir sorun olduysa, ekonomik sıkıntı olduysa bunun sorumlusu sizsiniz arkadaşlar. Bu ülkeyi 2002’den beri siz yönetiyorsunuz” diyerek AK Parti hükümetine yüklendi. Yurtbay, ekonomi ve diplomasi başta olmak üzere hemen her konudaki uyarılarının doğru çıkmasına karşın hükümet tarafından hiçbir zaman dikkate alınmadıklarını ifade ederken, hükümet yanlısı olmakla suçladığı ulusal basın yayın organlarına da tepki gösterdi. Krizden çıkma noktasında yapılması gereken tek ve en akıllıca davranış şeklinin üretim yapmaktan geçtiğini savunan Yurtbay, Türkiye’nin üretim yapmak yerine dışarıdan alıma yöneldiği için bu duruma düştüğünü öne sürdü.
Bu haber 2019-01-08 10:14:02 eklenmiş ve 249 kez görüntülenmiştir.

 

TOLGA AKINER

Saadet Partisi İl Başkanı Yurtbay, partisinin il başkanlığında bizi ağırlayarak gündeme ilişkin sorularımızı yanıtladı. Partisinin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu gibi seviyeli muhalefet anlayışı ve esprili üslubu ile partili partisinin herkesin takdirini kazanmış isimlerden biri olan Yurtbay, yine aynı anlayışla, geride bıraktığımız 2018 yılını değerlendirirken, 2019 yılından beklentilerine ve 31 Mart Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlere ilişkin görüşlerini tüm samimiyetiyle paylaştı.

 

“Ekonomideki sıkıntı büyük”

 

2018 yılına ilişkin değerlendirme yapmasını istediğimiz Yurtbay, sözlerine ülke olarak büyük bir ekonomik sıkıntı içerisinden geçmekte olduğumuzu söyleyerek başladı. “Her ne kadar belli Tv kanallarını izlediğimizde ‘çok iyi gidiyoruz’, ‘şahlandık’, ‘uçuyoruz’ gibi şeyler söylense de halkımıza ve esnaflarımıza indiğimizde çok farklı durum” diyen Yurtbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

 

“Halkımızla görüşüyoruz, esnaflarımızla, banka müdürlerimizle görüşüyoruz… İnanın insanlar perişan durumdalar, yazılan çeklerin haddi hesabı yor, ödenemeyen senetler had safhada. İnsanlar, ödemelerini yapamaz hale geldiler. Sorumlusunu ararken bakıyorsunuz, hükümet yetkilileri, bakanlarımız açıklamalar yapıyor ve diyorlar ki, ‘Düzelttik, şöyle iyi hamleler yaptık, böyle işi hamleler yaptık’. Sanki bu ülkeyi 2002’den beri muhalefet yönetmiş de arkadaşlar daha yeni iktidara gelmişler. Ülkede bir sorun olduysa, ekonomik sıkıntı olduysa bunun sorumlusu sizsiniz arkadaşlar. Bu ülkeyi 2002’den beri siz yönetiyorsunuz. Niye kriz oldu, ‘Dış güçler’… Afedersiniz ama çocuk kandırmayalım. Senin ekonomin güçlü olursa, sen üreten bir ekonomiye sahip olursan dolar çıksa ne yazar, Euro çıksa ne yazar bize? Hayretle izliyoruz, haberleri… Aman Allahım. İktidara yeni gelmişler her şey düzeliyor. Ama halka insinler, bir dar gelirliye sorsunlar, bir emekli maaşı alan amcamıza sorsunlar, nasıl geçinecek. Doğalgazdaki, elektrikteki, gıda ürünlerindeki, telefondaki artışlara bakmıyorlar mı, bunları görmüyorlar mı? Asgari ücreti yükselttiler ama yeterli değil. Bir asgari ücretlinin, bir emeklinin geçinebilmesi için biz verelim bir vekilimize ya da bakanımıza onların aldığı maaşı. Bir aylık giderini yazsın çıkarsın. Emeklimizin, asgari ücretlimizin eline geçen ile 1 ay nasıl geçineceğini izah etsin bize bakalım. Simit mi yiyecek, ekmek mi yiyecek? Madem çok iyi gidiyor bu ülkede her şey…

 

“Söylediklerimiz hep çıktı”

 

Sıfır sorun dedik, arkadaş etrafımızda sorunsuz bir şey kalmadı. Biz geleceği görmeye kadir değiliz ama az buçuk neler olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Yıllar önce uyardık, Suriye konusunda uyardık, diğer konularda uyardık, komşularımız konusunda uyardık. Söylediklerimiz hep çıktı. Bugün geliyorlar, ‘Rahmetli Erbakan Hoca bunları 15 yıl önce söylemiş’. Evet söyledi de siz niye o zaman tutmadınız onu. Niye fark etmediniz. Suriye olayları başladığında biz Genel Başkanımızla birlikte bir ekip olarak Suriye’ye gittik. Bu arkadaşlarımız bizi vatan haini ilan ettiler. Siz nasıl eli kanlı teröristin elini sıkarsınız diye… Biz Esed’le görüştük, muhalefetle görüştük. Bak Irak’ı görüyorsun, etrafı görüyorsun, bunu demokrasi ile barışla çözelim dedik. Esed ‘tamam’ dedi. ‘Ben de Türkiye gibi ılımlı bir rejime geçmek istiyorum. Siz de buna aracı olun’ dedi. Biz geldik bunları hükümete ilettik, bizi yerden yere vurdular. Perişan ettiler bizi. Bugün ‘Esen ile görüşebiliriz’ diyorlar.  Bu kadar insanın ölmesi mi gerekiyordu? Bu kadar mültecinin benim ülkeme gelmesi mi gerekiyordu?

Ortada bir doğru varsa kimin söylediği önemli değil. Biz söylemişiz başkası söylemiş… Bakın bundan önceki seçimde söyledik, ‘Duvara toslayacaksınız, ekonomi böyle gitmez’ dedik. ‘Siz bizi çekemiyorsunuz, alay ediyorsunuz’ dediler. Bartın’da da bize ne hakaretler ettiler, nelerle saldırdılar?

 

Güdümlü basına ‘Şer İttifakı’ eleştirisi

 

Biz geçtiğimiz dönem Meclis’e girmemiz lazım diye bir arayış içine girdik. Ülkemizde demokratik olmayan bir baraj sistemi var. Bunun kaldırılması lazım dedik, kaldırmadılar, ‘Düşürün’ dedik, düşürmediler. Ne yapmamız gerekiyor bu Meclis’e girmek için? Yani karşıdaki şu adaya gitmek için bir vasıtaya ihtiyacımız vardı. Burada AK Partili arkadaşlara gittik, ‘siz de bize bir yol gösterin’ dedik. ‘Partiyi kapatın gelin’ dediler. Sonra CHP ile görüştük. Bir ittifak yapmadık, sadece karşıdaki adaya geçmek için yardım istedik. Seçim işbirliği yaptık. Bizi vatan haini yaptılar, HDP ile yan yana koydular. Demediklerini bırakmadılar. Biz de vatandaşlarımıza bunları izah etmekten vatanımızın asıl problemlerini anlatmaya fırsat bulamadık. Ulusal medyanın yüzde 95’i hükümetin elinde. Özellikle A Haber… Gülerek izliyorum. Ama maalesef buna inanan o kadar çok insanımız var ki, üzülüyorum. Devekuşu misali… Olayları analiz mi edemiyor, gerçekleri göremiyor mu, görmek mi istemiyor… O kadar manüple haber yapılıyor ki… Son dönemde sürekli Şer İttifakı diye bir şey dillendiriyorlar. CHP, HDP, Saadet Partisi diye… Allah’tan korkun ya, ben hakkımı helal etmem. Genel Başkanımız çıktı, ‘Biz bu seçim ittifak yapmayacağız, tek başımıza seçime gireceğiz’ dedi. ‘Şer İttifakı’ diye nasıl yazıyorlar? Hiç mi Allah korkusu yok bunların? Maalesef 2018’i böyle tartışmalar ve kavgalar içerisinde geride bıraktık.

 

“Cumhurbaşkanı Milli Mutabakat aramalıydı”

 

Bizim bu kadar sıkıntımız varken, hem ekonomik hem de diplomasi anlamında bu kadar sıkıntının içine girmişken biz kavgalarla günü geçiriyoruz. Ben, Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün parti liderlerini toplayıp ‘Arkadaşlar bakım ülke olarak büyük bir sıkıntının içinden geçiyoruz. Bundan nasıl çıkabiliriz? Uzlaşmanın kapısını aralayalım. Ben rozetimi çıkartıyorum, Sizler de rozetlerinizi çıkartın. 2-3-5 yıl neyse’ diyerek, her partiden bakan, başbakan yardımcısı yaparak bir nevi Milli Mutabakat Hükümeti kurmasını beklerdim. Bunu yapması gerekirken maalesef hala kavga ederek ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar.

 

 

“Sıkıntıdan üreterek çıkabiliriz”

 

Peki, bu ekonomik sıkıntıdan biz nasıl çıkarız? Üreterek… Bunu çocuğa da sorsak bunu söyleyecek. Çünkü bir ülke başka türlü kalkınmaz. Bakıyoruz 2019 bütçesinde üretime yönelik doğru dürüst bir şey yok. Yine ulaştırma bakanlığına, işte yollar, köprüler… Yine görsele, yıllara, binalara para yatıracaklar ondan korkuyorum. Bir yere bir şey yapacağın zaman fizibilite denilen bir şey vardır. Yapılacak olan ne olursa olsun, artısı-eksisi, getirisi-götürüsü nedir diye hiç araştırma yapmıyorlar. Anladığım kadarıyla sadece maket üzerinden bakıp ‘güzel olmuş, yapalım’ diyorlar.

 

“Allah’tan korkun”

 

‘Nasıl yapalım?’ ‘Yap-işlet-devret ile yapalım’, ‘bilmem ne ile yapalım’. ‘Ne kadara yapalım?’, ‘Şu kadara yapalım’. Yahu neye mal olur, devlete zararı, karı ne olur? Bunlara gördüğüm kadarıyla hiç bakılmıyor. Bunu en basit köprülerden görüyoruz. Bunu çocuk dahi yapmaz. Ben gittiğim yerlerde hep şunu örnek olarak veriyorum; ‘Ahmet abi senin Bartın’da güzel bir yerin var. Buraya bir alışveriş merkezi yapalım mı?’ diyorum. ‘Olur’ diyor. ‘10 yıl ben işleteceğim 10 yıl sonra sana devredeceğim’ diyorum. Tamam diyor, cazip buluyor teklifimi. Tam oturup teklifi imzalayacağız ama benim bir şartım var diyorum. ‘Günlük buraya bin müşteriden azı gelirse farkını senden alırım’. ‘Olur mu’ diyor adam. Olur mu? Olmaz tabi. Fal bakar gibi... Köprüleri böyle yaptık, Şehir hastaneleri ile övünüyorlar, böyle yapıyoruz. Yap-işlet-devret yöntemi ile yapılan işlerin hepsinde böyle yapıldı. Hiç mi araştırmıyorlar? Adamlara bir köprü için vereceğimiz para ile 15-20 tane köprü yapılır. Allah’tan korkun, bu tüyü bitmemiş yetimin hakkı. Senin benim, vatandaşın dar gelirlinin parası bu. Şimdi sen bunu nasıl böyle peşkeş çekip verirsin.

 

“Beceremiyorsan yardım al”

 

Tarım bakanımız evlere şenlik biri. ‘Biz saman ithal ediyoruz diye arkadaşlar bizi eleştiriyor’ diyor. ‘Demek ki paramız var saman ithal ediyoruz, et ithal ediyormuşuz. Demek ki ürütmeye gerek görmüyorlar. Sanki biz bunları matbaada basılan kağıtla alıyoruz. Bir zamanlar tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yetebilen bir ülke iken şimdi geldiğimiz nokta adeta içler acısı bir durum. Tarımla ilgili olarak AK Partili arkadaşlara sorduğumuzda ‘Halkımız ekmiyor, dikmiyor’ diyorlar. Halkımıza sormak lazım. ‘Arkadaş siz niye tarlanızı sürmüyorsunuz, niye ekmiyorsunuz’ diye. Geçtiğimiz günlerde Konya’dan Bartın’a bir üreteci arkadaşımız geldi. Eskiden ciddi miktarda buğday ekiyordu. Hatta küçük bir uçağı vardı. İlaçlamasını da havadan kendisi yapıyordu. Ne yaptığını sorduk, artık buğday etmediğini söyledi. Devletin verdiği destekten bahsetti ama o parayla maliyeti kurtarmadığını anlattı. Bu sefer tarla boş kalmasın diye ay çekirdeği ektiğini söyledi. O biraz daha fazla getiriyormuş. Kendisi gibi bir çok kişi de buğday ekmekten vazgeçmiş. Ben o arkadaşlara, ‘Madem beceremiyorsunuz, bizden de gururunuza yedirip destek almıyorsunuz, gidip Hollanda’ya, Almanya’ya Amerika’ya, tarım fazlası veren ülkelere, onlar nasıl becermişler bu işi onlardan öğrenin.’ Şimdi vekilimiz biz mazota destek veriyoruz’ diyecek. Evet, veriyorlar ama üretime vermiyorlar, tarlaya veriyorlar. Bir tarlanın ekildiğinde biçildiğinde maliyetini hesaplayabilirler. Belli bir kar marjını da koyduktan sonra tüm ürünlere bir taban fiyat koyacak ve ben bu fiyattan alırım diyecek. Vatandaş karlı bir yatırım olduğu için dikmeye, ekmeye başlayacak. Renkli mazot yapsın, çiftçiden vergi almasın. Biz bunu 1996 yılında uygulamaya koyacakken hükümetten gittik. ‘Çiftçimize renkli mazot vereceğiz ve bunu vergisiz vereceğiz, tohum desteği vereceğiz’ dedik. Üstelik ‘para almadan tohum desteği vereceğiz, üretimden sonra satınca bize ödeme yapacak çiftçimiz’ dedik. Gübreyi yine destekleyeceğimizi söyledik. Ama maalesef olmadı.

 

“2002’den beri Ağustos böceği gibi çalışmışız”

 

Bir bakın kısa süre içinde kaç tane Tarım Bakanı, kaç tane Milli Eğitim Bakanı değiştirdiler? Yap boz tahtasına çevirdiler. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Gerçekten de geldiği noktada bulaştırdıkları da meydanda. Ekonomik olarak gerçekten büyük bir darboğaz içine girdik. Demek ki biz, 2002’den beri Ağustos Böceği gibi çalmışız. Artık kış göründü. Bugüne kadar karıncaların desteği ile gitmişiz ama orada da bitti. Şu anda hükümet nelerden medet umar hale geldi? Trafik cezalarından, İmar Barışı’ndan… Buralardan gelecek paraya muhtaç olacak noktaya geldik. Trafik cezalarındaki artışı görüyoruz. Her yere radarlar, tuzaklar, drone ile izlemeler… Bunlar insanları çok düşündüklerinden değil, paraya ihtiyaçları olduklarından. Bunu söylemek istemiyoruz ama biz bunları söyledik. Her dönem çıktık halkımıza gidişin iyi olmadığını, cari açığın giderek büyüdüğünü söyledik. Televizyonlardaki o yaldızlı sözleri, koskoca profesörlerin hükümeti haklı çıkarabilmek adına neleri nasıl söylediğini hep birlikte görüyoruz.

 

“Toplumun beden ve ruh sağlığı bozuldu”

 

Burada ezilen yine alt tabakadaki vatandaşlarımız oluyor. Sürekli onların üzerine biniyor yük. Allah kolaylık versin. Hakikaten geçim şartları oldukça zorlaştı. İnsanlar bunalıma girip ailesini katlediyor, intihar ediyor. Bunların sayısı arttı. Bunlar kendiliğinden olmuyor. Nedenlerini araştırmak lazım. Toplumun hem beden hem de ruh sağlığı bozuldu diyebiliriz. Mesela kanserle ilgili şu ilacı destekliyoruz, bu ilaca destek veriyoruz diyene kadar, ‘Bu insanlar niye kanser hastası oluyor, niye bu hastalıklar bu kadar arttı’ diye araştırma yapmıyorlar. Çok değerli bilim insanlarımız çıkıyor, bu tür hastalıkların nedenlerinden bazılarının genetiği değiştirilmiş gıdalar olduğunu, raf ömrü uzun olan gıdalar olduğunu kanserojen maddeler içeren gıdalar olduğunu, çevre kirliliği olduğunu söylüyorlar. Bunu düzeltmek hükümetin elinde. Hükümet olarak sen katı kural koyacaksın. ‘Şu maddeleri içeren gıdaları kabul etmiyorum’ diyeceksin.”

 

 

Poşet ticareti…

 

Hazır söz kanserojen maddelerden açılmışken, hükümetin 1 Ocak itibariyle uygulamaya soktuğu poşetlerin ücretli olmasına yönelik uygulama hakkındaki görüşlerini de sorduk Saadet Partisi İl Başkanı Ünal Yurtbay’a, konunun daha ilk günden bu denli yaygın bir uygulama alanı bulabileceğini tahmin etmediğini söyleyen Yurtbay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önceki gün bir komşuma alışverişe gittim, bir şeyler aldım. Poşet parası isteyince elime aldım öyle taşıdım. Dün kızım alış veriş yapmış, 1 lira 40 kuruş poşet parası almışlar. Poşet biraz büyükçeymiş. Dedim ‘iade et’. Şimdi sosyal medyadan takip ediyorum, ne kadar doğru bilmiyorum ama 1 hafta içinde ‘memnun olmadım’ diyerek poşetleri iade ediyorlarmış. Doğru bu naylon poşetler, plastikler hem doğaya hem de insan sağlığına zarar veriyor. Bizim bir an önce zararsız ürünlere belki eskiden olduğu gibi kesekağıdına ve fil dönmemiz lazım. Ama bunu poşeti paralı yaparak bunu önleyebileceğimizi pek aklım almıyor. Hükümet buna farklı önlemler almalıydı. Şimdi bakıyoruz, buradan kazanılan paradan çevre örgütüne, hükümete ve marketlere dağılım olacakmış. Yani bir nevi poşet ticareti olmuş. Türkiye’de çok ciddi sayıda mağazası olan marketler zincirleri var. Bunların kullandığı naylon poşetleri düşündüğümüzde çok ciddi rakamlar ortada dönmeye başladı. Yine ne olduysa bizim gariban vatandaşımıza halkımıza oldu. Halkın cebinden çıkıyor para. Ben buradan elde edilecek para ile çevreyi koruma adına bir sonuç elde edileceğini zannetmiyorum. Çevreyi korumak için halkımızı bilinçlendirip bu zararlı maddelerin üretimini kısıtlayarak alternatif zararsız şeyler üretilmesi gerekir. Çünkü var bunlar. Çevreyi korumak bunları destekleyerek olur.”

 

“Her yerde adayımızı çıkartacağız”

 

Yurtbay’a, ropörtajımızın son bölümünde ise 31 Mart Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlere ilişkin olarak nasıl bir çalışma içinde olduklarını sorduk. Genel Başkanları Temel Karamollaoğlu ve Genel Merkez yönetiminin talimatı üzerine bütün illerde, ilçelerde ve beldelerde noksansız aday çıkartacaklarını ifade eden Yurtbay, “Şurada bize oy çıkarmış, çıkmazmış demeden her yerde adayımız olacak, her bölgede adayımızı çıkartacağız” dedi. Konuya eskiden yaşanmış bir olayı aktararak açıklık getiren Yurtbay, şunları söyledi:
“Tabi çok zor yerler var. Bizim hiç tabanımızın olmadığı yerler var. O dönemler abilerimiz gidiyor Şevket Kazan’a ‘buralarda hiç bulamadık aday’ diyorlar. Şevket Bey, ‘git oraya benim ismimi ver’ diyor. Öyle deyince akan sular duruyor. Gidiyorlar muhakkak birini aday olarak buluyorlar. Yani her yerde adayımız olacak inşallah. Bartın’da da bütün ilçe ve beldelerde de adaylarımız olacak. Daha biz adaylarımızı açıklamadık. En geç 1-2 hafta içinde kamuoyu ile adaylarımızı paylaşacağız. Türkiye’de belediyecilik deyince Milli Görüş’ü herkes hatırlar. Bir dönemin çöp dağlarından susuzluğa kadar bir çok konuda çözüm üretme hususunda Milli Görüş Belediyeciliğinin üzerine diyecek bir şey yok. Bu önümüzdeki süreçte de birbirini karalamak şeklinde değil de o şunu yapmış, bunu yapamamış şeklinde değil de inşallah projelerimizle, çözüm odaklı, şehir planlaması konusunda, yollarımız konusunda, trafik sorununu çözme noktasında… Yollarımız aslında böbrek taşı ve kumu rahatsızlığı yaşayanlar için iyi. Sarsıntıyla taşı kumu dökersiniz. Onu düşünüyorlarsa yolları iyi yapmışlar. Bir yol ya da kaldırım yapıldığında en azından birkaç yıl hiç bozulmadan., kazılmadan kullanılması lazım. Ama bizim sürekli bozulan yollarımız altyapılarımız var. Bunlar bazında değişik plan ve projelerimiz olacak.

 

“Yatırımcıyı çekemiyoruz”

 

Bizim Bartın’daki ve bölgemizdeki en büyük sıkıntımız yatırımcıyı çekemememiz. Bunu da ben hem belediyelerin hem de hükümetimizin beceriksizliği olarak görüyorum. Çünkü son 2-3 ay içerisinde Bartın’a 7-8 tane ciddi yatırımcı geldi. Bartın’a fabrika kurmak için, yatırım yapıp istihdam yaratmak için gelmişlerdi. Ama biz bu insanlara maalesef yer gösteremedik. Kahroluyorum. Adam gelmiş Bartın’a ‘500 kişi, bin kişi çalıştıracağım bana yer gösterin’ diyor. Yer gösteremiyoruz. Bartın’da yerden bol bir şey mi var? Hükümet olarak TOKİ’ye dersin ki arkadaş bana 3 bin metrekare, 5 bin metrekare bir yer gösterirsin, çelik konstrüksiyon prefabrik yerler yaptırırsın. Üstünü örteceksin sadece. Bunlardan 50 tane yaptır. Kira da alma bunlardan. Yeter ki yatırımcı gelsin istihdam yaratsın. Katma değer üretsin. Bartın ekonomisine katkı sağlasın. Ben ondan vergi alacağım zaten. Orada çalışanlar burada alış veriş yapacak o para Bartın ekonomisine gelecek. Ticaret hacmi artacak. Kahroluyorum, buraya gelen yatırımcıların eli boş bir şekilde dönmelerine. Geldiler, geldiler gittiler bu yatırımcılar.

 

“Bartın’ın sorunlarını çözmeye muktediriz”

 

İnşallah bunları da çözecek bir takım projelerle Bartınımızda halkımızın oylarına talip olacağız. Yerelde olsun, İl Genel Meclisi’nde olsun… Biz bu ülkenin sorunlarını çözmeye, Bartınımızın sorunlarını çözmeye muktediriz. Hakikaten bakın bizim iktidara geldiğimiz dönemlere hep hizmet ettik bu ülkeye. Kimse bize ‘Siz çaldınız, çırptınız’ diyemez. ‘Tüyü bitmedik yetimin hakkını yedirdiniz’ diyemez. İktidarda bulunduğum denimde rahmetli Erbakan Hocamızın dilinde tüy bitti, ‘Ağır sanayi’ diye diye vefat etti. Bir ülkenin kalkınması için üretmesi lazım. Biz de kurulduğumuzdan beri ağır sanayi hamleleri dedik, yeni bir Türkiye, yeni bir dünya dedik. Halen aynı şeyleri söylüyoruz. 40 yıl önce söylediklerimizi tekrarlıyoruz. İnşallah bu sefer halkımız bu yaldızlı yalanlara inanmayıp işin aslını görüp, bizlere destek verecektir diye düşünüyorum.”

ETİKETLER : Bartın Saadet Partisi AK Parti Milli Görüş Necmettin Erbakan Ünal Yurtbay Temel Karamollaoğlu 31 Mart yerel seçimleri ekonomik kriz ücretsiz poşet
Diğer SİYASET haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Anket
BARTIN HALK GAZETESİ
© Copyright 2013 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
Bartın Web Tasarım